Wednesday, December 23rd, 2009...11:25 am

TANRI KRALİÇEYİ KORUSUN…

Jump to Comments
Google Buzz
Rule Britannia

Rule Britannia

Bir önceki hayatımda Londra’da yaşadığıma inanıyorum, Londra uçağına binmem bile mutluluğumun başlamasına yetiyor. Hala 5 çaylarını yudumlamalarını, yedi milyonluk şehirde atlı polislerin gezmesini, çocukların okulda şık hatta şapkalı üniformalar giymesini ve masallar dünyasının hala bitmediğini kanıtlayan son gerçek kraliçe Elizabeth’i seviyorum. Tüm geleneksel tavırlarına rağmen; Vivienne Westwood, John Galliano ve Damien Hirst gibi marjinal tasarımcıları çıkarabilen özgürlük ortamının yarattığı muhteşem tezatlığı seviyorum.

Her neyse şahsi meseleleri bir kenara bırakayım; bayramda Londra’da olmanın avantajıyla yılbaşında gideceklere bazı tüyolar vereyim.

Sergiler:
(Türkler olarak yurtdışında ilk iş sergi gezdiğimiz için onlardan başlayayım dedim, yoksa yazımın tamamını okutayım diye bir kaygım yok inanın)

• Victoria & Albert mabet bir müzedir, en azından benim için. Her şeyiyle defalarca gezmiş olsanız bile Maharajas sergisi için mutlaka gidin. Orjinalliği bir yana İngilizlerin eski sömürgeleri Hindistan’a gönül borçlarını ödedikleri bir sergi bu. Açıklamalardan birinde “normalde genel valinin görevleri arasında olmamasına rağmen ne yazık ki günlük hayata ve halkın alışkanlıklarına ciddi kısıtlamalar getiriyorlardı” diye bir bölümcük okudum. Ne yaparsınız İngiliz asaleti ve kibri işti “yaptık bir eşeklik mazur görün” diyemiyorlar tabii.

Pop Life

Pop Life

• Tate Modern’de “good business is the best art” (iyi iş en iyi sanattır) diyen Andy Warhol’dan günümüze birçok sanatçıyı kapsayan Pop Life benim için “contemporary arts for dummies” kursu gibiydi. Serginin yaklaşık yarısına 18 yaşından küçükler giremiyor, gerisini siz düşünün

• Damien Hirst’in 2006-2008 arasında yaptığı 25 yeni resim Wallace Collection’da sergileniyor. Küçük bir bilgi vermek gerekirse Hirst’ün 2008 yılında Londra Sothebys’de düzenlenen 220 eserin olduğu “Beatiful İnside My Head Forever” sergisini 11 gün içinde 21.000 kişi gezmişti. 200 milyon doları aşan açık arttırma tüm zamanların rekorunu da beraberinde getirmişti tek bir sanatçı için düzenlenen en yüksek satışlı müzayede rekoru hem de Lehman Brothers’ın batığı gün.

• Klasikleri seviyorum derseniz size kesin hak veririm ve Helly Nahmad Gallery’e yolunuzu düşürün derim. Naçizane fikrime göre Renoir ile birlikte Empresyonistlerin en iyilerinden olan Claude Monet’nin sergisi kaçmaz.

Amish Kappooooom!

Amish Kappooooom!

• Anish Kapoor’u kıl payı kaçırdınız, sizin için gerçekten üzgünüm. Royal Academy tarihinde ilk defa yaşayan bir sanatçıya tüm salonlarını açmıştı. Kapoor’un eserlerinin büyüklüğünü görünce Academy’nin “Take it or leave it” durumunda kaldığını anlıyor insan. Kapoor; salonun ortasına yerleştirdiği balmumu dolu havan topu ile Royal Academy’nin duvarlarını dövüyordu her 20 dakikada bir. Serginin sonunda salonda toplam 30 ton balmumu birikmişti. İnternetten Anish Kapoor Shooting Into the Corner diye yazıp mutlaka video’yu seyredin (sen niye bulup linklemedin derseniz,  en iyi video You Tube’da, kimin nasıl You Tube’a girdiğini bilmediğimden işleri karıştırmak istemedim).

Restaurantlar:

Finans piyasası çöktüğünden beri Londra’da kapanan restaurantlara her gün yenisi ekleniyor. Michelin Star restaurantlarda öğle yemeklerinde 15 paund’dan (yanlış yazmadım isterseniz bir de yazıyla yazayım on beş) itibaren 2 çeşit yemek yiyebiliyorsunuz. Bu listeden ağız tadınıza göre seçin; görmemiş Ruslar ve kazandığı parayı nasıl harcayacağını bilmeyen 30 yaş altı borsacılar sahneye dönüp, fiyatların canına okumadan hayatın tadını çıkarın.

Nerelere gittin ve sevdin derseniz işte önerilerim; Hint seviyorsanız NY Times’ın “food to die for” dediği Tamarind, İtalyan için Tatler’ın yaklaşık 20 yıldır yazan yeme içme editörünün  şehrin en iyileri arasında seçtiği River Cafe, harika Japon Umu ve Fransız yemeği için Covent Garden’da ki L’atelier de Joel Robuchon yemek yiyip kefil olabileceklerim.

The Hummingbird Bakery

The Hummingbird Bakery

Boşver Michelin’li restaurantları diyorsanız, diğer alternatiflerim Charlotte Street’deki Roka ve Bam Bou, Nothing Hill’de Nicole Fahri’nin mağazasından daha çok para kazanan restaurantı 202( Dikkat:  zoz değil 202 bir arkadaşım gibi 1 saat boyunca  her önümüze gelene zoz neresi diye sormayın lütfen) , küçük sineması ve restaurantı ile  Electric, keyifli bir kahve molası için Ottolenghi ve tamamen organik lezzetler için Daylesford.  Bu arada Portebello Road’daki Hummingbird Bakery özellikle triple chocolate cup cake’i için kuyruğu girmenize değecektir.

Alışveriş:

Her ne kadar Özlem on Style adı altında yazıyorsam da bu benim ihtisas konum değil ama çok ısrar ederseniz uğramadan dönmediğim yerleri sayayım; Dover Street Market, Liberty, Carnaby Street, en iyi çaylar için Fortnum & Mason, aklımı ve cüzdanımın tamamını bırakmadan çıkabilirsem Paul Smith’in dünyanın her yerinden topladıklarıyla açtığı mağazası Curiosity, Nothing Hill’de özellikle Landbroke Grove, Westbourne Grove Streets, işimle hobimin iç içe geçtiği mücevherler için Bond Street ve tüm kırtasiye tutkunlarının vazgeçilmezi Smythson. Son olarak lüksün gittiği yeni yolu hissetmek için Anya Hindmarch’ın Pont Street’de bulunan Be Spoke mağazasına uğramayı unutmayın.

Tanrı Kraliçe’yi ve Londra’yı korusun…

Reblog this post [with Zemanta]
Bookmark and Share

1 Comment

Leave a Reply