Saturday, January 30th, 2010...10:21 am
KİM, KİMİNLE, NEREDE, NE YAPIYOR…

Özlem on Style için yazmaya başlarken, sadece kendi bildiklerimi paylaşmak değildi amacım; farklı dünyalardan stil sahibi insanların içinde yer alacağı rüyalar kurdum.
“Yılbaşı Wish Listleri” ile başladım ilk olarak; şimdi ise farklı bir hayal gerçek oluyor; hem de beni çok mutlu eden bir işbirliğiyle.
Bu hayalin çıkış noktası “şarap ve keyif”…
Çocukken oynadığımız kim, kiminle, nerede, ne yapıyor oyununun şarapla oynanan versiyonu. Nasıl mı? Belirlediğim kişilere bir şişe şarap yollayacağım ve onlardan bu şarabı kimle, nerede, nasıl bir ortamda, hangi yemekle, nasıl bir müzik dinlerken içmek isterler gibi sorularıma cevap olacak bir yazı isteyeceğim.
Bir dost ortamında tanıştığım Kayra şaraplarının marka yöneticileri, bu projeye çok sıcak baktılar; hatta sıcak bakmakla kalmayıp, her anlamda bu projenin destekçisi oldular.
Kayra’nın şarabı yaşamın içine katmak için yaptığı çalışmaları, marka danışmanı kimliğimle çok beğeniyordum; projemizi “limited edition” olan koleksiyon serileri “Kayra Vintage” ile yapmayı önerdiklerinde gerçekten aynı dili konuştuğumuza emin oldum. Neden derseniz, cevabı Kayra Vintage’ın broşüründe gizli: “Bu serideki her bir şarap, aslında zaman içerisinde bir anı temsil eder. Bir kere yaşanan ve kendine özgü bir zamanı… Bağdaki bir toprak parçasında geçen ve tekrarı olmayan bir mevsimi… Her kadeh,tıpkı akşamüstüne uzanan zaman gibi olgunlaşırken, bize hiç unutulmayacak bir anı ve mekanı hissettirir”
2010 yılı boyunca her ayın son günü yayınlanacak bu rüyanın konuklarının, şarap uzmanı olması gerekmiyor; zaten şarabın güzelliği de bu değil mi? Anlasa da, anlamasa da herkesin şaraptan keyif almaya hakkı olduğu gerçeği. Kadehlerinizi elinize alın başlıyoruz…
NİLÜFER TARZİ KURAN
“Ailemin içinde daima mücevherler vardı; özellikle babamın halası Kraliçe Süreyya’nın tacı ve mücevherleri çocukken hayalimi süslemişti. Masal dinlemeyi çok severdim ve anneanneme “Lütfen bol mücevherli bir masal anlat” diye sipariş verirdim” diyen Nilüfer Tarzi Kuran; Afgan Kraliyet ailesinden gelmenin de etkisiyle, tarihten esinlen 22 ayar altın ve yarı değerli taşlar ile çok özel mücevherlere imza atıyor. Ortak bir arkadaşımızın ricasıyla oyunumuza katılmayı kabul etti. Bir ricam daha var aslında; onu kahveye davet etsem ve bana bol mücevherli Kraliçe Süreyya hikayeleri anlatsa; çok şey mi istemiş olurum acaba?
Öncelikle her zaman kırmızı şarabı, beyaza tercih etmeme rağmen; bu şarabı cok beğenerek içtiğimi söylemek istedim. Çocukluğumdan beri görmek istediğim Vezüv dağlarının eteklerindeki Pompei ve Herculeum şehirlerine geçen yaz bir seyahat yaptık. Tabii ki Amalfi Coast’tan geçerek bu rüya şehirleri görme imkanını yakaladık. Inanılmaz masalsı bir yer, sanki zaman tamamen durmus ve bizler zaman tünelinde gibiydik.
Pompeide’ki villaların atriumundaki havuzları hala bozulmamış, odaların duvarlarında ki Frescolarin zerafeti bizi çok etkiledi. Bu nefis şarabı Pompei’de ismi gibi esrarengiz bir villa olan Villa Mysteriosa’da eşim Ergun’la ay ışığında içmek isterdim. Dean Martin’in That’s Amore şarkısını dinleyerek bu leziz şarabı yudumlamak gercekten çok keyifli olurdu. Tabiki eski Roma mücevherlerinden altın yapraklı küpeler ve altın defne yapraklarından oluşmuş bir taç takmış olarak. Çok hoş bir ambiyans olurdu eminim.
GAMZE SARAÇOĞLU
Geçen yaz hayatımı kurtaran kadın! Gamze’den aldığım elektirk mavisi uzun jarse elbisem, farklı aksesuarlarla üniformam olmuştu. Ne giyeceğim derdi yaşamadan geçti günlerim. Son dönemin başarılı genç modacılardan Gamze, sadece yaptığı harika tasarımlarla değil, tüm yoğunluğuna rağmen, daimi koruduğu güler yüzüyle ben hayretler içinde bırakıyor. Sorularımı da Moda Haftası öncesinin tüm kargaşasına rağmen cevaplamayı başardı.
Bu şarabı;
Eşimle
Bir bahar günü aksam üstü bir piknikte su kenarında; kırmızı beyaz kareli örtü eşliğinde
Farklı mezeler ile…
Akış koleksiyonumdan pudra rengi ipek şifon bir elbiseyle
Ve Sade’nin müziği ile yudumlamak
Harika olurdu…
NORA ROMİ
Tanışmadan önce bile kanımın ısındığı insanlardandır Nora: yazılarını eskiden beri okurum; annesi Lizet ile takışmalarına bayılırdım (artık pek takışmıyorlar), kocama 40 yaş doğumgünü süprizim Nora’dan (ç)alıntıdır. Tanıştım daha da çok sevdim, aksi söz konusu olamazdı zaten. Şimdi huzurlarınızda; Parents dergisinin genel yayın yönetmeni olan Nora ve Kayra Vintage Chardonnay ile olan macerası…
Elimde bir şişe mantarı var. Üzerinde Aralık 1991 tarihi var. Çok yakın arkadaşım Megi ile açtığımız şişenin mantarı bu. Ortadan ikiye kesip üzerine minik bir not alıp saklamıştık…
Megi ile tanışmam Eylül 1977’de oldu. Çünkü ilkokula beraber başladık. Ama hem yazın komşu olmak, hem 5 seneyi aynı sınıfta bitirmek bizi epey kaynaştırdı. Bir aşkın uğruna 17 sene önce Amerika’ya gitme kararı verene kadar da hiç görüşmemezlik etmedik.
Bu 17 sene boyunca da ancak o geldiğinde görüşebildik. Taa ki geçen ay ben ona gidene kadar…
Yıllar önce Nişantaşı’nda bir evde beraber şarap içmeye başladık; şimdi Los Angeles’da içmeye devam ediyorduk. Beni havaalanına bırakıp eve geldiği zamanki hisleriyle ilgili yazdığı bir yazıda şöyle diyordu Megi, “Eve geldim. Boşluğun yokmuş gibi davrandım. Ne gözlerim yaşardı, ne ağladım, ne bir sey. Gecelerce devrilmiş şarap şişelerine baktım biraz. Shiraz, Nouveau, Cabernet, Pinot… Üzerime sıcak bir şeyler geçirdim. Tünedim sandalyemin üzerine işte, kedi gibi, bacaklar altta kıvrılmış… Dönüp arkamdaki koltuğa baktım; geceler boyunca nöbetleştik, o bilgisayar ben koltuk, o koltuk ben bilgisayar… msn’e tıkladım. “Uçağa biniyorum” dedi. “e hadi byebye….”
Kapattım. Klavyenin kenarına damlamış ve iz bırakmış şarap damlasını temizledim işaret parmağımla… Hangimiz damlattı acaba diye düşündüm. Player’da onla günlerdir dinlediğimiz bir şarkıya tıkladım. Ömrüm boyunca onla dinleyeceğime ihtimal bile vermemiş olup da dinlediğim ve akil dimağ durdurur derecede sözlerini dahi bildiği bir şarki başladı çalmaya!
Kaderim bu, böyle yazılmış yazım.
Hiç kimsenin aşkında yoktur gözüm…”
Evet bunları ve devamını yazmıştı Megi… Hiçbir vedamızda ağlamayan ben tabii ki okurken ağlamıştım.
Ve şimdi elimde nefis bir şarap duruyordu. Ben bunu nasıl içebilirdim? Kocamla? Rakı daha çok belki… Oğlumla? Henüz reşit olmadı, eşlik edemiyor; canı çekiyor; ayıp oluyor! Tek başıma? Hmm, bu olabilir ama…
Megiyle! Evet Megiyle içeceğim bu şarabı ben… Teşekkürler teknoloji… msn… Orda mısın? İşin var mı? Yarım saat sonra bilgisayar başında canlı buluşalım. Seninle şarap içelim, sohbet edelim, baş başa bir gece geçirelim…
“İyi de senin gecen olabilir ama benim gündüzüm be Nora” dedi… “Hayrola bir sorun ya da kutlama mı var?”
Sorun var tabii. İkimizde de gırla. Kutlama yok tabi, ikimizde de nakka! Sadece keyif… “Sadece gülmek için, belki de ağlarız bilemem ama… Hatta ben biraz süslenicem bile, istersen sen de giyin…”
“Peki” dedi, kırmadı beni.
Odama gittim, giyindim. V yaka güzel bir bluz giydim. Her zamanki kara göz makyajımı yaptım. Hani şimdilerde moda olan smokey dedikleri cinsten. 20 senedir başka makyaj öğrenemediğimden başka şansım yok ki… Saçlarımı açtık tabii ki, saldım omuzlarımdan…
Şarabımı, evdeki en nefis antika şarap kadehimi, arada keyif tüttürüşlerimi yapacağım sigarlarımı yanıma aldım. Sehpadaki kutuda makaronlar var ama uzak durmam lazım; hele şarap içerken.
En iyisi biraz peynir almak…
Megi geldi… Kameralar açıldı. Göz göze geldik. Bir ay evvel yan yanaydık. Şimdi karşı karşıya?
Ne hallettik bu bir ayda Megi? O kadar konuştuk. Senin için, benim için…
Hiç…
Aynı noktadayız. Birinci kadeh…
Evet, dinle şimdi bak ne çalıcam sana dedim, Hemen tahmin etti tabii. Mietta ve Amedeo Mingi söylüyor: trottolino amoroso… Onlar yumuşak sesleriyle şarkıyı söylüyor, biz ise bağırarakkkk I piccoli incidenti, caro vedrai, la stellare guerra che ne verra’,
Il nostro amore sara’ li’ tra i monti e brillante cosi’.
Ancora ti chiamro’ trottolino amoroso e du du da da da…
Aha ah, bu İtalyanca şarkılar uğruna kitap alıp yaz tatilinde bi masa başında İtalyanca öğrenmeye çalıştığımızı hatırlarım. Ama olmadı işte, özel hoca lazımmış. İkinci kadeh…
Peki sıra bende dedi. Manhattan Transfer, “Offbeat of Avenues!”…
Kimi zaman şarkılara eşlik ettik. Kimi zaman sadece biz şarkı söyledik. Ara ara şarkıları bıraktık kelimelere daldık. “Gel be Megi” dedim, “gel…” “Yakında çocuklar da büyüyecek. Kalacağız biz bize… Evet çok klişe, ama şimdi gelsen en azından azar coşar, yaşlılığa sağlam dalardık ya!” dedim.

Güldü, gözlerimin içine baka baka. Benden daha mantıklı daha zeki olmuştur hep. Ayakları da nispeten yere basan oydu. Yine öyleydi. İstedim ki o bilgisayarın içinden geçeyim. Arkadaşımı iki nefis çocuğuyla uzaktaki sıkıntılarından alayım, getireyim… A a.. Yoksa ben mi gitsem o tarafa…
Hayatımda erkekler için çok ağladım. Hala da ağlarım. Ama sadece 2 arkadaşım için ağlamışımdır. Özlemden, sevgiden, ihtiyaçtan, yalnızlıktan…
Son kadeh…
KAYRA VINTAGE CHARDONNAY
Kayra Şarapları’nın tüm birikimini ve tutkusunu yansıttığı özel koleksiyon serisi “Kayra Vintage”; yepyeni bir konsept ile o senenin en iyi hasatlarından, yılın en iyi kupajlarının özenle birleştirilmesiyle yaratılmış.
Herkese böylesine güzel yazılar yazdıran Kayra Vintage Chardonnay ise dünyanın en önemli ve prestijli şarap yarışmalarından biri olan “Critics Challenge International Wine Competition 2009″dan gümüş madalya ile dönmeyi başarmış.
Kayra Vintage Chardonnay’in özelliklerini ise bilenler şöyle anlatıyor…
Kayra Vintage serisinin bu limitli sayıda üretilmiş nadir ürünü chardonnay üzümlerinin doğrudan meşe fıçılarda fermente edilmesiyle üretilmiştir. Fıçıda fermentasyon Kayra Vintage Chardonnay’in fıçı aromalarının üzümle zarif bir şekilde entegre olmasını , böylece şarabın karakterinin çok daha dengeli olmasını sağlamıştır.
Sur Lies yıllandırması ve her hafta gerçekleşen battonage uygulaması , bu kupajı zengin ve kremamsı , yoğun bir dokuya kavuştururken , dengeli asiditesi baharat ve meyvemsiliğini parlatıyor. Uzun soluklu meşe tonu minerallerden yararlanarak damakta son bir dokunuş bırakıyor.












6 Comments
February 1st, 2010 at 3:49 pm
Özlem Hanım selam,
Bu yazınıza bayıldım. Okumaya dayamadım. Fikir ise en az sizin kadar ince ve yaratıcı…
Göz kamaştıran dünyanızla bana ilham vermeye devam ediyorsunuz.
Sevgilerimle,
Anna
February 1st, 2010 at 10:15 pm
Anna’cım ne kadar kibarsın, 2010 yılı boyunca farklı insanlar bizi farklı dünyalar götürecek. İşin en ilham veren tarafı bu bence
February 2nd, 2010 at 6:53 pm
ozlemcıgım
yazını keyıfle okudum..
her defasında o kadar sıra dısı o kadar klas bır yaklasımın var kı olaylaraaa
acaıp keyıf alıyorum
ancak kızımın o duygusal yazısına degınmeden de yapamayacagım
kızımla hep gurur duydum duyacagım da
ona karsı hayranlıgım ve gun gectıkce artıyor..
ne mutlu nora romının annesyım dıyene
guzel ve kayıflı yazıların devamına …..
lehayım dıyorum..
ıbranıce bıldıgım nadır kelımelerdendır
hayata demek
..ıckı kadehı kaldırıken lehayım derler
kımı salute der..kımı sante ..kımı serefe
sevgılerımı yolluyorum
February 3rd, 2010 at 11:07 am
Keşke her seferinde anlamının farkına vararak “hayata” deyip içebilsek
February 19th, 2010 at 12:42 pm
yaratıcı zekanıza hayran olmamak elde değil .. bir kadeh şarapla dahi bir çok yüreğe ses getirebilmenize hayran oldum tbr…
February 19th, 2010 at 3:21 pm
Birsen çok teşekkürler ama yaratıcı olmaktan çok hayat özen gösteriyorum diyelim yoksa gerçek yaratıcılara büyük haksızlık olur
))
Leave a Reply