Sunday, February 28th, 2010...7:59 pm

KİM, KİMİNLE, NEREDE, NE YAPIYOR… ŞUBAT

Jump to Comments
Google Buzz

İnsan;  başta kendi ülkesi olmak üzere dünyanın her yerinden kötü haberler yağmaya başlayınca, herşeyi kısa bir sürede olsa bırakıp, farklı dünyalara yelken açmak istiyor. Şükürler olsun ki bu gün ayın son günü ve Özlem on Style’de; KİM KİMİNLE NEREDE NE YAPIYOR oyununun, Şubat hikayelerini yazıyorum.

Bilmeyenlere bir hatırlatma. Bu bir hayal oyun ve  çıkış noktası “şarap ve keyif”… Bu oyun çocukken oynadığımız kim, kiminle, nerede, ne yapıyorun, şarapla oynanan versiyonu.  Nasıl mı? Belirlediğim kişilere bir şişe şarap yolluyorum ve onlardan bu şarabı kimle, nerede, nasıl bir ortamda, hangi yemekle, nasıl bir müzik dinlerken içmek isterler gibi sorularıma cevap olacak bir yazı istiyorum.  ”Bu serideki her bir şarap, aslında zaman içerisinde bir anı temsil eder. Bir kere yaşanan ve kendine özgü bir zamanı…” diyerek kendini ifade eden Kayra şarapları;  Vintage serisi ile bu hayalin destekçisi.

GÜL İREPOĞLU

Sevgili Gül Hanımı anlatmak için kendi ifadesi olan iki cümle yazacağım. “Ben bilimin sınırları içinde kalmayacağım, edebiyatın özgürlüğüne sığınacağım”  ve “kendimi Levni’nin sevgilisi olarak düşünüyorum.”  Az da olsa tanıdığım Gül Hanımı sadece sanat tarihi profesörü,  özel üç romanın ve sayamayacağım kadar bilimsel yazının yazarı, birçok vakfın yönetim kurulu üyesidir diye tanıtmak yetersiz kalıyor. Tek önereceğim ilk fırsatta bir konuşmasını yakalayın ve mutlaka kendisiyle tanışın. O zamana kadar ise internet sitesine bir göz atın.

“İçinde az miktarda Boğazkere de bulunan Kayra Vintage 2007 Cabernet Sauvignon-Merlot’nun ilk şişesini evde tadıyorum önce. İçgüdülerime uyarak etle değil, makarna yiyerek içmeyi kararlaştırmışım, yanılmamışım, çünkü bu şarap belki de bünyesinde farklı üzüm cinsleri barındırdığından damakta yoğun, kalıcı bir iz bırakmaktan çok, hafifçe kayıp giden, yenenlerin tadını bastırmadan uysalca eşlik eden bir şarap. Hem buruk meyve, hem toprak kokuları kendilerini öne çıkarmaktan kaçınarak yayılıyor damağa, rahat içiliyor. Birlikte yemek için zengin soslu bir makarnayı, yani kendi ilavelerimle farklılaşan bir “penne Arabbiata”yı seçtiğime memnunum. Alışılmış acılı domates sosuna ince ince dilinmiş sarmısak, birkaç yeşil sivri biber ve avucla kekik ve birkaç tane karabiber ekleyip biraz pişirdikten sonra makarnayla karıştırıyorum, üzerine bolca parmesan rendesi ve evde daima hazır bulunan, önceden suda bekletilip tuzundan arındırılmış, çekirdekleri ayıklanmış, zeytinyağı-limon-kekik sosunda birkaç gün bekletilmiş siyah zeytinleri de üzerine serpiştirerek, zeytinle birlikte kaşığa geliveren o zeytinyağı karışımının da cömertçe akmasına izin vererek. Şarah karafta dinlendikçe güzelleşiyor, yemekten birbuçuk saat önce açıp karafa boşaltmıştım, yemeğin sonunda en iyi haline geldiğini söyleyebilirim. Demek ki sonda tüm yemeğe damgasını vuracak bir tatlı gerekecek…

Artık aynı şarabın ikinci şişesi için hayal kurma zamanı gelmiş… Bu şarabın iyi bir sohbet eşlikçisi olabileceğini anlaşıldı ya, bunu ömür boyu sohbet etmeyi en çok arzuladığım kişiyle, aktör Clint Eastwood ile içeceğim. Üzerimde morun tüm tonlarını barındıran ipek şifon bir elbise, belki bir Tom Ford tasarımı… Kulaklarımda üzüm salkımı amatist küpeler, açık pembe rujum parlak. Eflatunumsu pembe ojeli tırnaklarımı açıkta bırakan topuklu lame sandaletlerle Bodrum’un kuytu bir koyundaki ıssız iskelede masamıza doğru yürüyorum. Beni bekliyor. Açık mavi keten gömleğinin kollarını dirseklerine kıvırmış, gözlerini batmakta olan güneşin ışıkları karşısında değil, benim ışığım karşısında hafifçe kısmış, saçları akşam rüzgarıyla dalgalanıyor. Şarabımız karafta, kopkoyu kırmızısı güneşin renklerini topluyor içinde.

Bu kez makarna değil, sadece peynir çeşitleri tadacağız; zar gibi kesilmiş parmesan, biraz rokfor, şöyle biberli bir eski kaşar, çok tuzlu olmayan bir tulum peyniri… Kars gravyerini de tanımalı Clint! Yanında üzerine zeytinyağı gezdirilmiş roka ve bademle şamfıstığı.

Diana Krall sever mi? Elbette. “S’Wonderful, marvelous, that you should care for me” diyor. Diana Krall kısık sesle, sanki yanıbaşımızda. Zaman nasıl da geçiyor… Masanın turkuaz rengi örtüsü üzerine dökülen birkaç damlaya ikimiz de aldırmıyoruz, hatta hoşumuza gidiyor, bir iz… Gökyüzü eflatundan mora dönerken kadehlerimizi usulca dokunduruyoruz. Çikolataya batırılmış portakal kabuğu şekerlemeleri, peynirlerin güçlü tadıyla şarabın dengeleyici burukluğunu örtmeden ağzımızı tatlandıracak.

Kadehlerimizin dibindekini bir yudumda içmek üzere son kez değdiriyoruz birbirine, bu defa Monica Molina “oh amores, oh dolores/oh razones, oh passiones” derken, hele o son sözcüğün sihrini tutkuyla üzerimize savururken…”

EMEL ERDEN

Türkiye’ye gelmesi için dua ettiğim ve evimde istiflediğim bir dergi  ”Food and Travel” ve Türk edisyonunu da orjinali kadar iyi başaran ekibin Genel Yayın Yönetmeni Emel Erden.  Çok sevdiğim bir ortak arkadaşımın ricasıyla bu oyuna katıldı. Kendisi için farklı kişilerden duyduğum; çok titiz, planlı ve özenlidir tanımlamasının ne kadar doğru olduğunu bizzat yaşadım; şarap kendisine ulaştığının haftasına yazı ve görseller elimdeydi. Büyüyünce (!) hayatını yazarak ve gezerek geçirmek isteyen biri olarak belki bir gün Food and Travel için yazma hayalimi koruyorum ve sizleri Emel Erden nerede, kimle, nasıl şarap içiyor hikayesiyle başbaşa bırakıyorum.

 

Sırtımızı yemyeşil çam ağaçlarına ve yüzümüzü engin denize çevirdiğimiz, Gökova Körfezi’ne biraz yukarıdan bakan bir taş evin bahçesinde bu şarapları dostlarla birlikte içerdim. Zaman: Akşamüstü.

Yemeğin ana teması bahar. Ne de olsa bugünlerde güneşi özlemle bekliyoruz.

Masada bahar otları, Anadolu’nun özel peynirleri ve tam mevsimindeki kuzu etiyle yapılmış enfes yemekler var. Yemekleri pişirmesem de masayı mutlaka ben hazırlardım. Salatalar ve peynirleri hazırlarken mutlaka şarabımı yudumlamaya başlardım.

En özel konuğumuz Jane Birkin. Birkin, güneş batmak üzereyken bu manzaraya ve özel tatlara dayanamayıp, çıplak ayaklarıyla çimenlerin üzerinde şarkı söylemeye başlıyor. Kadehler birbiri ardına “hayata” kalkıyor.

MEGGY ÖZYEL

Meggy ile hani geçen ay Nora Romi’nin uğruna bir şişe Chardonnay’i bitirdiği Meggy  ile tanışma zamanı… Herşey o kadar hzılı gelişti ki  ben bile anlayamadım;  Nora’nın yazısından sonra Meggy mail attı kendi blogu için, biraz sohbetten sonra bir karar verdik, Meggy’e bir şişe Kayra Vintage Cabernet Sauvignon-Merlot gönderdim.  Böylece Nora’ya sürpriz yapıp Meggy de yazdı bizler için. Bu arada tanışma nedenimiz olan Meggy’nin blogunu keşfedin diye harika bir yazısını alıyorum buraya; tik tik tik…

İnanılmaz bir şaraptı Kayra Vintage 2007 Cabernet Sauvignon-Merlot…

 Tadı dilimin ucunda, ortasında, gerisinde, damağımda….. kokusu burnumda, tekrar tekrar yutkununca, yeniden içmis kadar keyif alıyorum neredeyse…

 Kapımın önünde bulduğumda bu güzel hediyeyi… Kiminle nasıl değerlendirmeli diye düşündüm  uzun uzun. O kadar sevdiğim vardı ki, biriyle paylaşmak, seçmek;  seçmek durumunda olmak haksızlık…

 herkesle yudum yudum dedim.

 herkesle.

 yudum yudum.

 Biliyor musunuz, ben hiçbir gün annem babamla karşılıklı  oturup içki içmedim.

çocukken, malum… Büyürken, yine malum. Gencliğimde, yani içki içmeye reşit olmadığımız fakat hak kazandığımızı sandığımız günlerde, çoktan arkadaşlarımla baslamış, ya bir barda, ya bir restoranda içiyor olurduk.

Sonra büyüdük; sofralara oturduk; lakin o keyif anne baba ile nasip olmadı.

bu şişeyi, dedim kendi kendime, ilk defa bu şişeyi onlarla yudumlayacağım.

 İlk kadehimi kaldırırken ellerim de sesim kadar titriyordu.

beni yaptıkları, beni büyüttükleri, kokladıkları, sarmaladıkları, eğittikleri, ögrettikleri… Beni el üstünde, eller üstünde tuttukları ve bütün  “karşılıksız, şartsız, sorgusuz, sualsiz” ler için içtim. Boğazımdan inen aroma içimi ısıttı.

 İkinci kadehi “kanımdan” olanlarla kaldırdım. Bu sefer titreme yoktu çünkü gözlerimden yaşlar süzülüyordu, kadehin kenarından sekerek… Kardeşim ve birbirinden güzel 2 oğlum icin yudumladım. Uğrunda yaşanacak ve uğrunda ölünecek şeyleri ne geç öğreniyormuşuz, dedim kendi kendime yine.

Boğazımdan yumuşacık kayan yudum ruhumu rahatlattı.

 Üçüncü kadehi tarif edilemez duygularla sevdiğim dostlarımla içtim. Say deseniz sayamam; o kadar şanslıyım bu dünya yüzünde… Uğurlarında kendimi çöllere vurabileceğim, göğsümü  siper edebileceğim, uykusuz kalabileceğim… varımdan yoğumdan olabileceğim, kendimden geçebileceğim, dünyayı durdurabileceğim dostlarım için… O yudumun tadına doyamadım; tekrar tekrar hissetmek icin yutkundum saatlerce… Boğazımdan öyle bir inmiş ki, etkisi her yanımı sarıp sarmaladı.

 Dördüncü kadehi sevdiğim erkeklerle kaldırdım, kahkahalar atarak…

Öyle sevmişim ki, dedim kendi kendime, öyle bırakmışım ki kendimi onlara cenneti gösterenle, cehennemin dibini boylatan aynı kadehte. Ne dersler ögrenmişim bu hayatta onların sayesinde, kanarak, inanarak, güvenerek, severek.  Kadehi fırlatıp şiseyi dikmek istedim kalan son damlalari kana kana icmek icin… Ama bu yaptığım yine “kendimi bırakmak” olurdu… vazgeçtim.

Büyük bir yudumdu, boğazımı yakarak inen.

 Son kadehi kendime kaldırdım haliyle…

Aferin, dedim, kendi sırtımı sıvazlayarak… Büyümüşsün. Adam olmuşsun!

Azıcık kalmıştı zaten şişenin dibinde. Dışarı baktım, gece karanlığı.

Tek başıma……

Bütün bu saydıklarımdan binlerce kilometre ötede, bir basıma, yalnız başıma…

Dünyanın öbür ucundayım işte…. Hepsine içtim!

Hepsiyle içtim.

Yapayalnız içtim.

Gözlerimi kapattığımda Boğaz’ı koklayarak, deniz kenarında içtim…

Sıcak bir İstanbul gecesinde sigara dumanı arasında bir teras barda içtim.

Bir sohbet esnasında, bir sevişme sonrasında, bir dost meclisinde içtim.

 Riedel bir sapsız kadehte, avucumun içinde yuvarlayarak, gözlerim kapalı, gözlerim sırılsıklam içtim.

KAYRA VINTAGE CABARNET SAUVIGNON -MERLOT

 

Yoğunluk , Vintage serisinin bu şarabının en öne çıkan özelliğidir. 2006 kışının kuru soğuğu , 2007 eylül ve ağustos aylarının sıcağı Sabernet Sauvignon ve Merlot’u en üst seviyede olgunlaştırmıştır.Her şişede bu olgunluğun sonuçları hissedilmektedir.

Cabernet Sauvignon’un yeşil biber ve Merlot’nun kurutulmuş baharatlı yapısı Boğazkere’nin güçlü tanenli ve lezzetli böğürtlen tadıyla birbirlerini etkilemekte ve benzersiz bir kupaj oluşturmaktadır.

Boğazkere dokunuşlarıyla hayat bulan bu Cabernet Sauvignon – Merlot şarabını keyifle yudumanız için.

Bookmark and Share

3 Comments

  • Megi ve Nora’yla şarap içmeli… Kayra sponsor olsun, onları birkaç gün bir araya getirsin. Onlar içip içip yazsınlar…

  • Süper fikir! Bayıldım hemen önereceğim İstanbul – LA arasında bir şarap-kitap projesi yapalım, THY’de co sponsor olur, kim tutar bizi…
    “Nothing is accidental” lafına çok inanırım bu oyun sayesinde Meggy ile tanıştım, harika oldu

  • Sesim kesildi düşünceler durdu seyahat var gecede

Leave a Reply