Wednesday, March 24th, 2010...6:15 pm
BİR PATEK’E ASLA SAHİP OLAMAZSINIZ…
Hayatında saat takmamış biri olarak; son on yılımın her anında saat markalarıyla çalışıyor olmam garip bir çelişki. Tanrı bana birşeyler anlatıyor ama ses cızırtılı geliyor henüz anlayabilmiş değilim ne yazık ki. Bugünlerde, İsviçre’nin kendisi küçük, sanat, mücevher ve saat dünyasına etkisi büyük kasabası Basel’de Mücevher ve Saat Fuarı devam ediyor.
Geçmişte saatler için her yıl 3-4 kez İsviçre’ye giden biri olarak favori markamı sorarsanız, düşünmeden Patek Phillipe derim. 1839′da kurulmuş bu çok özel marka, her müzayedede rekorlar kırarak dünyanın en iyi yatırım araçlarının arasında yer alıyor. O derece ki, Patek’in başından olan Mr. Thierry Stern’in senelik üretim adetlerini değiştirmesi durumunda; tüm saat sektöründe taşların yerinden oynayacağı söyleniyor.
Elişçiliğini, yenilikçiliğini ve kalitesini hiç konuşmuyorum bile markanın kendisine hayranım. Marka kimliğini vurgulayan en önemli motto; her zaman bir baba oğlun birlikte görüldüğü reklam kampanyalarında vurguladıkları “You never actually own a Patek Philippe. You merely look after it for the next generation.” Türkçe’ye basitçe çevirirsek “Bir Patek’e asla sahip olamazsınız; sadece bir sonraki jenerasyona devretmek için göz kulak olursunuz”.
Şimdi yazacaklarımı marka yetkilileri asla kabul etmeyecektir, hatta ciddi bir yayın organı olsam anında tekzip gelir ama inanın doğru. Bunu yazmamın asıl sebebi ise markaya duyduğum hayranlık ve markalarını yönetimiyle ilgili bir dahi olduklarına inanıyor olmam. Doğal olarak işler sadece reklamlara böyle güzel cümleler yazmakla olmuyor ve bunun altını da doldurmak gerekiyor. (Her ne kadar Türkiye’de bunu anlayan şirket sahibi ve marka yöneticisi pek olmasa da durum bu… Üzgünüm , dünya da işler böyle yürüyor).
Patek reklamlarda ki iddiasının arkasında durmak için; çok uzun seneler müzayedelere kendi adamlarını sokup yada telefonla katılıp; bir Patek’in fiyatının her zaman yüksek kalmasını sağladı. Müzayedeye katılanlardan fayda olmadığı durumlarda bastılar parayı, saatin ilk satış fiyatının iki katına aldılar. Bu markalarını istedikleri noktaya konumlandırmak için kurguladıkları stratejilerinin bir parçasıydı. Marka bunu fazlasıyla hakkediyordu o başka… Bu uzun yıllar boyunca böyle devam etti ve artık herkes biliyor ki; iyi bir Patek saat dünyanın en iyi ve karlı yatırım araçlarından biridir. Borsalar çöker, pariteler oynar, sınırlar yeniden çizilir ama Patek için birşey değişmez.
Başarısını sonuna kadar hakkeden bu markanın hikayesini en güzel anlatan filmini lütfen seyredin. (Karşınıza çıkan ekranda “to my son” izleyeceğiniz film) Bu arada aklıma gelmişken; bu kadar uğraşarak bulduğum filmleri ve verdiğim linkleri neden az kişi tıklıyor hiç anlamıyorum; azla yetinmeyin, gördüklerinize pişman olmayacaksınız.





2 Comments
April 4th, 2010 at 10:28 am
Türk insanının işi gücü bitti de bir patek e sahip olamadı diye çok üzüldü. Ne kadar saçma bir konu halk bunu düşünmez bile ne yazık ki sizler bir avuç kişilersiniz. Ancak bunları düşünürsünüz diğerleri ise nasıl karınlarını doyuracağını yarınının nasıl olacağını çocuklarını nasıl yetiştireceğini ülkenin nasıl düzeleceğini düşünür. Bir patek e sahip olamadım diye hiç üzülmez 5 Lira verir bir saat alır. Ben Çocukluktan saatçilikte yetiştim. fakat bu markayı duymadım neden bilirmisiniz. Çünki çok pahalı halkın buna verecek paeası yok ondan bu markayı duymadım. Aslında söylenecek çok şey var fakat şimdilik bu kadar yeter herhalde. Sonsuz selam ve saygılarımla Adem
April 4th, 2010 at 12:54 pm
Kimsenin Patek’e sahip olamadı diye üzülmesini beklemiyorum zaten, bunu nereden çıkardınız… Açıkçası sizin gibi saatçilikten yetişseydim bu işin en iyisi kim diye parasına bakmaz çok merak eder araştırırdım ki işimi geliştirebileyim, yapabileceğimin en iyisini yapayım…
Başkaları adına konuşamam ama şahsen yaklaşık 7-8 senedir TOG, TOHUM, TOÇEV vakıfları ve engelli projeleri için tüm çevremi, bilgi birkimimi ve imkanlarımı kullanıyorum, gönüllü olarak elimden geldiğince çalııyorum ve çok gurur duyduğum projelerde imzam var; umarım siz de aynısını yapıyorsunuzdur.
Aslında sosyal medyanın en güzel tarafı bu; ben yazıyorum ve bir avuç kişi okuyor, bundan sonra onlardan biri olup olmamak size kalmış. Kimse size bir şeyi empoze etmiyor ki isterseniz tıklayıp okuyabiliyorsunuz…
Leave a Reply