Wednesday, March 31st, 2010...10:17 pm
KİM, KİMİNLE, NEREDE, NE YAPIYOR MART…
Karar verdim bir etkinliği üçüncü sefer yapıp sonra da başına geleneksel kelimesini koyanlarla artık dalga geçmeyeceğim. “Kim kiminle nerede ne yapıyor” gibi tamamen keyfe dayalı ve basit bir oyunu ayda bir kere hazırlamak için bu kadar uğraşıyorsam, gerisini düşünmek istemiyorum. Aslında oyun kolay ama benim bu projeyi birlikte yapmak istediğim kişiler çok özel ve zamanları çok kısıtlı.
Mart ayında tasarım dünyasının farklı taraflarında görev alan çok özel kişiler oyuna katıldı. Cartier Türkiye Genel Müdürü Alessandro Patti, son dönemlerin adından en çok bahsettiren tasarımcılarından Ezra – Tuba, Google Türkiye Genel Müdürü Bülent Hiçsönmez. Son olarak da Türk tasarım dünyasının yetiştirdiği en başarılı isimlerden Erdem Akan.
ALESSANDRO PATTİ
Bu ayki oyunun ilk konuğu; her kadının hayali olan bir markanın Cartier’in Türkiye ve Yunanistan Genel Müdürü Ayın sadece bir haftası burada; o haftayı ayarlayıp, şarabı kendisine gönderdikten sonra bana cevapları ilk gönderen o oldu; hem de bu projeyi katılmasını istediğim için teşekkür eden bir yazıyla. Cartier kibarlığı bu işte; diyorum markalar durup dururken dünya markası olmuyor diye… Aşağıdaki resim ise hanımlara ufak bir hediyem; ne demişler çok veren maldan az veren candan…
Kendini anlatmasını da Alessandro’ya bıraktım “Saat ve mücevher işí ile uğraşan italyan aílesinin dördüncü kuşak üyesíyim. Büyük büyük babam işe 19.yüzyıl sonuna doğru Venedik’te açtığı bir mücevher saat mağazası ile başlamış. Dedem ve babam da çok önemli mücevher ve saat markalarının İtalya distríbitörü idi. Çocukluğumdan itibaren tüm boş zamanlarımda babama yardım ettim. Bu sektörü ve saatleri sevdiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Diğer büyük şansım ise Cartier Türkiyenin genel müdürü olarak görev yapmak. ”
Tattığım Kayra Vintage şiir gibiydi. İlk kadehten sonra, tadı daha çok keşfedebilmek için bardağımı hemen tekrar doldurdum, sanki kelimelerin anlamını çözmek için şiiri tekrar okur gibi. Bu eşsiz tadı, hayatımdaki diğer deneyímler gibi eşimle paylaşmak istedím ve şişeyi birlikte içtik. Oturma odamızdaydık ama doğrusu şarabı Türkiye’nin güneyinde bir yelkenlide içmeyi tercih ederdim. Yemek olarak yanında ızgara kılıç olmasını arzu ederdim. Ayrıca bana bir şiir gibi geldiğinden, Mozart’ın K622 nolu klarnet ve orkestra için koncertosu eşliğinde içmek isterdim.
Bu eğlenceli projeye beni de davet ettiğiniz için teşekkür ederim.
EZRA- TUBA
Moda dünyasında isimleri tek başına anılmayan iki harika kızkardeş. Yaptıkları tasarımlar güzel, kendileri eğlenceli kısacası harika br duo… Ofislerinde sizi kahvaltıya davet ederlerse sakın kaçırmayın, günün geri kalanında başka birşey yiyemiyorsunuz, herşey o kadar lezzetli ve bol. Markaları Etcetura kendi deyimleriyle sofistike sadelik yolunda yürüyor ve en son kumaş ve üretim teknolojilerini kullanıyor ve sonucunda çok özel tasarımlara imza atıyor. Ve en önemlisi bunların hepsini henüz 2006 yılında kurulmalarına rağmen başarıyla yapıyorlar. Önümüzdeki aylarda size harika süprizler hazırlıyorlar, haberiniz olsun. Bizim bu şarap oyunumuz için sadece yazı yazmakla kalmadılar bir de bu şarapla yiyeceğiniz yemeğin tarifini de verdiler; size diyorum onlar bir harikalar…
Kayra Vintage şarabını tattıktan sonra uzun sure yıllanabilecek tane değeri yüksek bir şarap olduğunu gördük. Ağızda burukluk hissi veren sizi uzun yıllar dolapta bekleyecek ve sonunda büyük bir keyifle tüketeceğiniz bir şarap olmasından dolayı, ikimizde yıllara dayalı deneyimleri ve bilgeliğiyle en iyi arkadaşımız annemiz ile içmek istedik.
Güney Fransa’da sert peynirler ve ardından soslu bir dana eti veya sığır eti ile harika gidiceğini düşünüyoruz. Bu şarabın baharatlı ve bol soslu bir yemekle tercihimiz olacağından dünyaca ünlü Fransız şef Alain Ducasse’nin hazırladığı bir yemekle şarabımızı yudumlamak hoş olurdu.
Yemeğimizi yerken ve şarabımızı içerken üçümüzde kırmızının tonlarında elbiselerimizi giymiş, Dilara Karabay’ın özel tasarladığı mücevherlerimizi takmış olurduk..
Ve ortamı annemizle babamızın şarkısı “Je t’Aime Mon Amour” u Demis Roussos’tan dinlemek çok hoş olur.
Eğer evimizde misafirlerimizi ağırlarken Kayra Vintage şarabımı ikram etseydik mutlaka yanına ana yemek olarak boeuf en a la provencal yana köy usulü sığır eti ikram ederdik.
1,5 kg.lık bir parça sığır eti (üst but veya göğüs tarafından)
2 baş soğan
4 dilim jambon
4 büyük domates
2 havuç
1 karışık ot demeti veya paketi
1/2 portakalın kabuğu
2 diş sarımsak
6-7 adet tane karabiber
15 adet siyah zeytin
1 çorba kaşığı un
3 çorba kaşığı zeytinyağı
karabiber
tuz
Soğanları soyun ve ince ince kıyın. Jambonları 1 cm genişliğinde dilimler halinde kesin. Domatesleri soyun ve dörde bölün. Havuçları yuvarlak yuvarlak doğrayın. Sarımsakları soyup dövün. Fırına girecek bir tencerede zeytinyağını kızdırın, içine kıyılmış soğanları jambonlarla birlikte atarak 5 dakika, soğanlar saydamlaşıncaya kadar, hafif ateşte kavurun. Unu karabiber ve tuzla karıştırın. Eti bütün olarak bu unla unlayın ve tencereye, soğan ve jambon karışımının içine atın. Ateşi yükseltin ve etin her tarafı altın rengi alıncaya kadar çevirerek kızartın. Etiniz kızarınca tencereye; sarımsakları, domatesleri, havuçları, kanşık ot demetini, portakal kabuğunu, tane karabiberleri ve tuzu ilave edin. Birlikte 3-4 dakika kaynattıktan sonra ateşten alıp üzerini örterek, önceden 150 derecede kızdırdığınız fırına atın ve 4 saat kadar pişirin. Pişme süresinin bitiminden 30 dakika önce ete, zeytinleri ilave edin.
Etin piştiğini bir bıçak batırarak kontrol edebilirsiniz. Bıçak ete rahatça giriyorsa etiniz pişmiştir.
Piştikten sonra eti servis tabağına alarak dilimleyin. Dilimlerin çevresine sebzeleri koyun. Tencerede kalan sosu ateşe koyarak biraz kaynatıp suyun fazlasının buharlaşmasını sağlayın. İçinden portakal kabuğunu ve karışık ot paketini çıkarın. Kayanatarak koyulaştırdığınız sosu etin üzerine gezdirin ve yanında haşlanmış patates ve yeşil salata ile servis yapın.
Not: Karışık ot demetini kendiniz de yapabilirsiniz. Bunun için, 1/4 demet kekik, 1/4 demet maydanoz ve 2 adet defne yaprağını, maydanozun sapı ile bağlayın. Demet halinde kekiğiniz yoksa, 1 tatlı kaşığı kuru kekiği yemeğinize ilave edin.
ERDEM AKAN
Türk Tasarımının Yaramaz Çocuğu Erdem Akan… Onun maybedesign bünyesinde tasarladığı ürünler arasında en çok bilinen; artık bir şehir efsanesine dönüşen eastmeetswest isimli çay bardağı olsa da; Türk kültürüne ait en sevdiğim parça grandbazaar isimli Türk motifli kilim ile kaplanmış bank. Yaptıklarına bir göz atmasanız kaybeden siz olursunuz
Biliyorum tanıtım bölümü, bir şarap oyunu için çok uzun oldu ama çok etkilendiğim tasarım felsefesini aynen buraya aktarmaktan kendimi alamadım. “Çağdaş fikirlerle geleneksel uygulamaların birlikte varolduğu İstanbul gibi, Erdem’in tasarım felsefesi zıtlıklar arasındaki gerilimler üzerine kuruludur: seri üretim–el yapımı; doğal – yapay; yeni–eski; geleneksel –avant-garde; zanaat–teknoloji; ama özellikle doğu ve batı kültürleri arasındaki zıtlıklar. Erdem’e göre tasarım bu gerilimleri dengeleyip kuvvetlendirmeli. Erdem, tasarımlarında kültürleri ve disiplinleri harmanlıyor, ve bir stilden öte, fikirler ve yaratıcılıkla hareket ediyor. Klişelerle oynamayi seviyor ve provokasyondan ilham alıyor.”
Babamla içmek isterdim. Artık hayatta değil. Ama hayatta olduğu zamanlarda da bir şekilde baba-oğul keyifli bir anı paylaşma şansımız çok fazla olmamıştı. Keşke bu lezzeti onunla paylaşabilseydim.Sakin ve huzurlu bir yer olması gerekir sanırım. Mesela Kekova-Kaleköy. Yıldızları dinleyebileceginiz kadar sessiz. Ahtapot salatası, biraz yeşilliklerden ve yöresel otlardan hiç bitmeyen ya da bitmeyecekmiş gibi bir his veren meze masası olmalı. Türk sanat müziği olmalı. En klasiğinden ve derinden.
BÜLENT HİÇSÖNMEZ
Tüm samimiyetimle Google’un sadece bir arama motoru olduğunu değil aynı zamanda tam bir tasarım harikası olduğunu düşünüyorum yoksa son güne kadar Bülent Bey’in peşinde koşmaz Nisan’da yayınlardım yazısını. Korkmayın canım yedek listem var tabii ki; hani acil durumda kırılacak cam misali. Gerçekten bir konferans da tanştığım Bülent Hiçsönmez benim için gerçek bir Google çalışanını tanımlıyor; çok zeki, eğlenceli, işini keyif gibi gören, dünya için elinden geleni yapan… Bu arada bu yazıyı alabilmek için benden fazla uğraşan Yasemin’e teşekkür edip, bir Kayra Vintage borcum olsun diyorum.
Güneşin sıcaklığını özleten kışın ardından başlayan baharın ilk günlerinde, Kayra’nın bu özel şarabının tadını çıkarmak isteyeceğim zaman ve mekân; yazın en sevdiğim günleri olan ağustos ayının sonlarında bir akşamüstü ve sakin, küçük bir Akdeniz koyuna demirlemiş bir yelkenli.
Ağaçların arasından denize doğru esen ılık rüzgârın hafifçe sallandırdığı teknede ve rüzgâra ek olarak Küba’dan esintiler getiren Ruben Gonzales ve Celia Cruz’un tınıları eşliğinde geçen bu güzel zamanı, sevgili eşimle paylaşıyorum. Tek direkli yelkenlinin pupa kısmında oturmuş, bir miktar eskitilmiş Gouda, Monchego peyniri ve Kars gravyeriyle beraber büyük bir keyifle yudumluyoruz şaraplarımızı. Çam ağaçlarının kokusu, önce denizinkiyle, ardından da şarabın damaklarımızda bıraktığı meyveli, baharatlı aromasıyla karışıyor. Şehir ışıklarıyla kirlenmemiş gökyüzünde ilk yıldızlar belirip, güneş hızla batmaya hazırlanırken; kendisi de benim gibi bir seyahat düşkünü olan eşimle kadehlerimizi hayata kaldırıyor ve bir gün mutlaka ziyaret etmek istediğimiz ülkelerin hayalini kuruyoruz…
KAYRA VINTAGE CABARNET SAUVIGNON -MERLOT
Yoğunluk , Vintage serisinin bu şarabının en öne çıkan özelliğidir. 2006 kışının kuru soğuğu , 2007 eylül ve ağustos aylarının sıcağı Sabernet Sauvignon ve Merlot’u en üst seviyede olgunlaştırmıştır.Her şişede bu olgunluğun sonuçları hissedilmektedir.
Cabernet Sauvignon’un yeşil biber ve Merlot’nun kurutulmuş baharatlı yapısı Boğazkere’nin güçlü tanenli ve lezzetli böğürtlen tadıyla birbirlerini etkilemekte ve benzersiz bir kupaj oluşturmaktadır.
Boğazkere dokunuşlarıyla hayat bulan bu Cabernet Sauvignon – Merlot şarabını keyifle yudumlamanız için.










4 Comments
April 8th, 2010 at 11:38 pm
Paylastiklarinizi okumak,ogrenmek cok zevkli.
tesekkurler.
April 9th, 2010 at 7:55 am
İnanın güzel yorumları okumak da çok zevkli; asıl ben teşekkür ederim.
April 18th, 2010 at 8:51 pm
BU PROJE İLE İLETİŞİMDE YARATICILIĞIN NE DEMEK OLDUĞUNU İNANILMAZ GÜZEL ANLATIYOR VE ÖĞRETİYORSUN. GENÇ İLETİŞİMCİLER KEŞKE ÖRNEK ALSA … BAŞARILI İLETİŞİMİ FANCY AJANSLAR VE PAHALI MEDYA KANALLARI DIŞINDA İŞTE BÖYLE GERÇEKLEŞTİREBİLİRSİNİZ ! ELLERİNE SAĞLIK ÖZLEM’CİM…
April 19th, 2010 at 3:20 pm
Jülidecim iltifatlar için çok teşekkürler ben sadece sıkıntılı hayatımıza bir renk katmak için uğraşıyorum, gerçekten keyifli bir proje bu; çok uğraşıyorum ama hiç sıkılmıyorum. Önemli olan da bu sanırım
Leave a Reply