Friday, April 30th, 2010...9:01 pm

KİM, KİMİNLE, NEREDE, NE YAPIYOR NİSAN…

Jump to Comments
Google Buzz

 

Kayra Vintage ile birlikte yürüttüğümüz; Kim, Kiminle, Nerede, Ne Yapıyor oyunundan her ay birşeyler öğreniyorum. Nisan ayında ise bildiğim bir konudan bir kez daha emin oldum. Kadınlar daha düzenli, zaman yönetimleri daha iyi ve daha sözüne sadık. Tamam kabul bazen onlarda son dakikaya kalıyor ama genede 1-0 öndeler.  Beyler istedikleri kadar alınabilirler; yaşadıklarım bunu gösteriyor ne yapalım.  

ELVAN TIĞLIOĞLU

Elvan’ın kim olduğundan önce Kayra için paylaştığı yazıdan bahsedeceğim. Elvan ısrarla yazısının çok yüklü olduğundan bahsedip gönderemediğini söylediğinde;  neden olduğunu anlayamadım, alt tarafı bir word dökümanını, göndermek  ne kadar zor olabilir ki. Mail elime ulaştığında durum açığa kavuştu; sevgili Elvan yazı yazmamış, oturmuş  resimli bir mini fotoroman hazırlamış. Hikayesine eşlik eden tüm resimleri tek tek bulmuş hatta sayfaya yerleştirmiş. 

Şimdi gelelim Elvan’ın kim olduğuna; şahane bir ailenin şahane küçük kızı; tanışma nedenimiz iş, şimdiki durumumuz dostluk. Size daha önce  kırmızı noktalı yazım olarak bahsettiğim La Mode en Images’ın Türkiye ortağı olan kişilerden biri Elvan; iş konusundaki başarılaraının yanısıra aceleciliği, moda tutkusu ile beni çok eğlendiriyor. Benim için kızım Başak yada Elvan ile alışverişe çıkmanın hiçbir farkı yok; her iki durumda da ahkam kesip, akıl veriyorum ama Elvan ile alışverişin iki önemli artısı var; ilki o Başak’tan farklı olarak kaç beden olduğunu biliyor, ikincisi parayı ben ödemiyorum. Şimdi Elvan’ın yazısı

Bodrumda ki evimizin bahçesindeyim…uzatmışım ayaklarımı, koşullamışım kendimi  KAYRA VİNTAGE şarap testine. Bir yudum aldım…Acaba yanında ne yesem?…Burukluğunun tadı damağımda kaldı.       O kadar hoşuma gitti ki  ‘ne yesem?’ soru da aklımdan uçuverdi. Bir yudum daha aldım.               Boğazımı iyicene yaktı.

Hayatımda, iz bırakan her şeyi çok severim!

Üçüncü yudumu aldım…Bir de baktım Como gölündeyim. Sakinlik, lüks ve doğanın adresi…

Yanımda müstakbel kocam.(Daha da komik duruma düşmeden önce ki son bekar seyahatim.)

Otelimize vardık. Otelimiz Como’nun en eski binalarından birisi. Villa d’Este.

 

500 yıl önce yapılmış olan bina, uzun yıllar İngiliz kraliçelerine hizmet vermiş. Sinemanın gerilim ustası Alfred Hitchcock, büyük eserlerinin pek çoğunu Como gölünün bu eşsiz ortamında tasarlamış. Greta Garbo, Clark Gable gibi artık ebediyete ulaşmış pek çok ünlü ile Mel Gibson, Sharon Stone, Sting, Madonna gibi günümüz ünlüleri de Villa d’Este’nin müdavimlerindenmiş.

Bu da odamızdan gözüken manzara …

Vakit kaybetmeden yukarıda ki resimle  ve Como’lularla kucaklaşmak için kendimizi otelden dışarı atıyoruz. Çarşı-Pazar geziyoruz. Bol bol fotoğraf çekiyoruz.  (hatta baktığınız hasır şapkalı resmim müstakbel kocam tarafından çekildi.:)) Göl kıyısındaki villa ve şatoların mimarisi görülmeye değer. Duomo’ya, yani şehrin en büyük katedraline yürüyoruz, labirent gibi daracık sokaklara girip çıkıyoruz. Sokaklarında şık mağazalar sıralanmış ama meraklı ve hevesli gözlerle gezmekten kendimizi alamıyoruz.

İlk günün tatlı yorgunluğuyla otelimize dönüyoruz.

 İşte enfes odamızdan bir kare…

Hemen KAYRA VİNTAGE YORGUNLUK ATMA ŞARABIMI açıyorum. Muhteşem otelimizden, muhteşem manzaramıza bakarken dalmış gitmişim…Bir baktım George!

Yemekleri eşsiz güzellikte ki bir lokantadayız. Menaggio’nun Garibaldi Meydanı’ndaki Osteria İl Pozzo. Yöresel ve İtalyan mutfağının en güzel yemekleri buradaymış. Tadı damağımda kalan KAYRA VİNTAGE ve buranın deniz mahsullü spagettisi ile olağanüstü bir lezzet elde ediyorum.
 

Nerede kalmıştım, yan masada… George Clooney!

 Havanın sıcaklığından, ortamın doğallığından olsa gerek hemen kaynaştık. Benim müstakbelle sinemaya çok tutkuluyuzdur. Başladı mı koyu bir muhabbet.  Sık sık göl kıyısındaki ziyaret ettiği yaşlılar yurduna bizi de götürdü. İnsanın ömrü uzar burada!

Günü batırmaya, gölün kıyısında ki muhteşem villasına davet etti. Hazırlanmak üzere, otelimize zihnimizde güzel hatıralarla döndük. Bir günümü Geroge Clooney ve müstakbel kocamla batıracağım da hiç aklma gelmezdi.

İşte KAYRA VİNTAGE beni hiç aklıma bile gelemeyecek yerlere  götürdü…

Neyse, villasına yaklaştık…Bir de baktım ev aynı bizim Bodrumda ki eve benziyor…

O kadar uçmuşum anlayacağınız…

Kayra ile zaman, Kayra ile mekan, Kayra ile Beden, Kayra ile Zihin… hepsi  kaydı, gitti…. ve her şey daha da güzel oldu.

Teşekkürler KAYRA VİNTAGE

Elvan tüm bu güzel yazının üzerine bana bir resim göndermişti al yenibiris.com sitesinin iş arayanlar bölümüne koy o kadar kurumsal. Sen bana şu yazının duygusuna uygun bir şeyler bul dediğimde ise kendini aştı ve aşağıdaki resmi gönderdi.

SEDEFHAN OĞUZ

 

Hiç hocam olmamasına rağmen kendisine Sedefhan Hocam diye hitap etmekten keyif aldığım bir kişidir sevgili Sedefhan Oğuz. Her zaman sosyal, her zaman bakımlı, çok çalışkan buna karşın her daim eğlenceli kişiliği onun her ortamın en aranılan kişilerinden biri haline getirir. Bütün bu yoğunluk arasında kendisi gibi başarılı iki harika kız yetiştirmeyi nasıl başardığı ise benim için hala bir sır. Sedefhan Hoca ile ilgili Ekşi Sözlük’e baktığımda karşıma çıkanlar ise çok hoş.“Özellikle bu sene öğrenci kulüplerine verdiği destekle yeditepe üniversitesini daha yaşanılır kılan, öğrenci dekanı;  yeditepe’nin efsanevi ismi”

KIZLARLA ŞARAP GECESİ

Yorucu bir iş günün sonunda, serin bir akşama çıkıyorum. Yoğun akşam trafiğinin ardından neyse ki eve atabildim kendimi. Evi birbirinden tatlı kadinlar doldurmuş. Aslıhan, Zeynephan, Pemra, Nil ve tabii ki ben ve de Belma. Klasik bir kızlar gecesi yine… Bu gece evdeyiz. Neden mi?  Çünkü tadılmayı bekleyen nefis bir şişe şarabımız var: Kayra Vintage 2007 Cabarnet Sauvignon Merlot Boğazkere.  Bu muhteşem şaraba, Belo’nun böfstraganofu, üstü çıtır çıtır kızarmış fırında makarnamız ve kızlar olduğuna göre tabii ki de  Salata eşlik ediyor. Sohbetten ve kahkahalardan yemek yemeğe fırsatımız olmayacağının anlaşıldığı bir sofrada, kadehlerimizi öncelikle sağlığa , aileye, dostluğa ve mutluluğa kaldırıyoruz. Kayra Vintage 2007 Cabarnet Sauvignon Merlot Boğazkere’nin ilk yudumunda damağımıza biraz çikolata, biraz pekmez, biraz da baharat aromaları çalınıyor, taneni yüksek ve yumuşak bu muhteşem şaraba, enfes yemekler de eklenince keyfimize keyif katılıyor.

Tam 25 yıldır beraber sevinen, beraber üzülen, beraber büyüyen bir aileyiz. Birimizin evliliği, birimizin işi, birimizin üniversitedeki son senesi, birimizin yurtdışına gitme heyecanı derken her zamanki gibi konudan konuya atlıyor, saatler nasıl ilerliyor farkına bile varmıyoruz. Bir an önce yaz gelse de deniz kenarı bir yere kendimizi atsak diye hayallere dalıyoruz. Zaman ilerledikce bakıyorum ki yorucu günün izleri yüzlerde okunmaya başlıyor. Ufak ufak esnemeler, gözlerin küçülmesi ile başlarımızı dayayacak bir yer arayışına geçiyoruz. Bol sohbetli, muhabbetli her zamanki gibi harika bir akşam oluyor beraber. İnsanın ailesi dışında bu kadar candan, kardeş gibi dostlar bulabilmesi bizim bu hayattaki en büyük şanslarımızdan biri diye düşünüyorum gece sonlanırken…

ÖZLEM AHIAKIN

Sevgili Özlem ile tanışmamız Galata Moda Haftalarından birinde oldu; bir arkadaşıyla paylaştığı standı öylesine bir izdiham altındaydı ki… Yalnız olduğu için kimseye yetişemiyor, buna karşın kibarlığını koruyarak herkesle ilgilenmeye çalışıyordu. Sonrasında hazırladığı birkaç kıyafet formam haline geldi. Annesinin gardrobuna olan hayranlıkla başlayan yolculuğu, La Salle Academy ile devam ediyor ve önceleri çocuk kıyafeti tasarlarken şükürler olsun ki gerçek giysilere hızlı bir geçiş yapıyor. Ses dergilerinden tasarladığı çantalarına hayran olduğum Özlem’in Galatasaray Lisesi’nin arka tarafındaki yokuşa yakın olan Firuzağa Mahallesinde “İkon Vintage and Today” isimli mağazasına uğrarsanız; karşılaşacağınız özel isimlerden biri de Firdevs yani Nebahat Çehre; benden söylemesi.

Ben bu şarabı yudumlarken mayhoşluğu ve kıvamındaki ağırlığı sebebiyle yanında kesinlikle et yemeği tercih ederdim. Yanında ise benim en sevdiğim buharda kuşkonmaz, ıspanak püresi ve fırında patates ve bol yeşilllikli salata.

Hayal kurmak serbestse  kış mevsimi yanımda en sevdiklerim, dostlarım. evimizde şömine, masamızda kokinamız. Kalabalık ama samimi dostlarımızın olduğu bir ortamda içmek isterdim. Huzur ve kahakahası  bol olan bir ortamda olmak kadar keyiflisi yok…

EVREN KAYAR

İşte sadece varlığı bile  beni güldürmeye ve eğlendirmeye yeten bir insan. Evren öylesine pozitif ve eğlencelidir ki onunlayken sıkılmak mümkün değildir. İtalya’da “Scuola d’Arte”de desen eğitimi aldıktan sonra mücevher tasarımına başlamış. Kendi deyimiye tasarım anlayışında “retrofuturistik bir tarzı benimsiyor, geçmişin büyüsüyle yaşadığımız milenyum çağı arasında köprü kuruyor”. Evren’in zamandan ve modadan bağımsz kalıcı takılarını sergilediği minik butiği Ekay ise Özlem Ahıakın’ın İkon mağazasının tam karşısı. Bu da sizlere bir hoşluk bir taşla iki kuş; bu ayki oyunumuzun iki misafir hem tasarımcı, hem de komşu size düşen artık üşengeçlik yapmayıp onları ziyaret etmek.  

Kayra Vintage, yoğunluğu ve ağızda buruk bir tat bırakması insanı çok başka yerlere götürüyor. Bazen bir yudum güneşte bile gülümseyen ben,  güneşle uyanmayı seven ben,  mutlaka sıcak bir iklimde, gökyüzüne bakınca yıldızları görebilmenin verdiği huzurla içmek isterdim bu şarabı.

Mesela Diana Krall’ın Brezilya rio de janerio’daki yemekli bir konserinde içmek isterdim KAYRA VINTAGE merlot kırmızı şarabı. 
Konseri dinlemeye gelen herkes sadece kendisi için çok şık o gece. Beyaz örtülü, beyaz çiçeklerle ve mumlarla dolu ama sade, yalın yuvarlak masaların etrafında oturuyoruz. Ama karanlıkta sadece mumlar ve gölgeler var.  
Herkes tamamiyle o anda orada. Herkes müziğin içinde başka başka yerlere gitmiş ama tamamiyle orda, müziğin içinde kaybolmuş.  
Cole Porter’ın besteleri dahil eski ve yeni şarkıları dinliyoruz.  FLY ME TO THE MOON (Let me play among the stars, Let me see what spring is like, On Jupiter and Mars…)

Rio de janerio’nun nemli, tropikal  sıcaklığına rağmen arasıra rüzgarın esintisiyle beraber, şarabın ve o atmosferin keyfini çıkartmak, tadı damağımda kalarak oradan ayrılmak isterdim.  

KAYRA VINTAGE CABARNET SAUVIGNON -MERLOT

Yoğunluk , Vintage serisinin bu şarabının en öne çıkan özelliğidir. 2006 kışının kuru soğuğu , 2007 eylül ve ağustos aylarının sıcağı Sabernet Sauvignon ve Merlot’u en üst seviyede olgunlaştırmıştır.Her şişede bu olgunluğun sonuçları hissedilmektedir.

Cabernet Sauvignon’un yeşil biber ve Merlot’nun kurutulmuş baharatlı yapısı Boğazkere’nin güçlü tanenli ve lezzetli böğürtlen tadıyla birbirlerini etkilemekte ve benzersiz bir kupaj oluşturmaktadır.

Boğazkere dokunuşlarıyla hayat bulan bu Cabernet Sauvignon – Merlot şarabını keyifle yudumlamanız için

 

 

Bookmark and Share

Leave a Reply