Friday, May 21st, 2010...1:22 am

LONDRA’DA OLMAZSA OLMAZ…

Jump to Comments
Google Buzz

Beni mutlu etmek isteyenler için yapılması gerekeni söylüyorum Londra’ya bir uçak bileti (havayolu konusunda hiç müşkülpesent değilimdir Easy Jet bile olabilir üstelik ekipleri bazen çok eğlenceli olabiliyor) ve iyi bir otelde yer ayırtırsanız; sevinçten, beceremesem bile parende atmayı bile deneyebilirim. Tarih hiç önemli değil Londra’dan dün  bile dönmüş olsam , bilet yarına olabilir. Benim için tüm yollara Londra’ya çıkar Roma’ya değil.

Anlayacağınız bundan sonraki en az 2-3 yazım Londra alakalı olacak, bilmiş olun. Öncelikle Londra’ya gidince yapmazsam kendimi eksik hissetiğim şeylerin bir listesini çıkardım ama en son yenilikleriyle. Klasik bir kadının listesi olduğu unutulmadan incelensin lütfen.

Liberty    bu yıl 130. yılını kutlayan Liberty’nin ev bölümüne çıkmıyorsanız, kendinize haksızlık ediyorsunuz demeliyim. Her sefer gittiğimde yeni  (en azından benim için yeni) tasarımcıları keşfettiğim Liberty’de bu kez  Jerome Dreyfuss‘un çantalarına bayıldım. Kendisi son dönemin en popüler tasarımcılarından İsabel Marant’ın kocasıymış. Dream Couple dedikleri bu olsa gerek.

Diğer keşfim ise Saint Martins’in illüstrasyon kursundan henüz mezun olup son Londra Moda Haftasında defilesini yapan Michael Van Der Ham İngiliz Vogue’u onun için “mükemmel uygulanmış Warhol esintili yepyeni fikirler” demiş; söylemedi demeyin.  Bu arada 40. yılını kutlayan Browns’un  ”Future Collectible” adı altında harika bir proejesi var. Laouboutin’den Burbery Prorsum’a Nicholas Kirkwood’da Stella Mc Carthney’e kadar   birçok ünlü tasarımcının limited edition özel kolleksiyonunda oluşan bu çalışma da Erdem ve Hüseyin Çağlayan da var şüphesiz.

Victoria & Albert; burası bir müze değil gerçek bir tapınak. Daimi kolleksiyonların yanısıra harika geçici sergilere imza atıyor.  26 Eylül’e kadar sürecek Grace Kelly sergisinden ne öğrendin derseniz ”demek stil bu demekmiş”. Bununla ilgili ayrı bir yazı gelecek detaylara girmiyorum ama sergiyi gezmek için mutlaka rezarvasyon yapılmalı.   

Müzikallere inanamıyorum 10 yıl önce gittiğim Lion King’e bir kez daha gittim ve aradan geçen 10 seneye rağmen gene aynı derece kalabalıktı. Bu arada Lion King’e çocuk müzikali muamelesi yaparsanız kaybeden siz olursunuz bilmiş olun.  Operadaki Hayalet’in devamı olan “Love Never Dies” Andrew Lloyd Webber’in yeni harikası olarak tanıtılıyor. Emin değilim ama ortadan yok olan hayalet geri dönüyor sanırım.

Portebello Road’a gitmeyi en çok; her türlü harika parçayı ve ıvır zıvırı birarada görmek kadar; her hafta elip 1800′lere ait bir Meissen tabak arayan yaşlı kadınları, bir saat ile ilgili olarak satıcıyla uzun uzun konuşacak kadar bilgili olan adamları seyretmek için gidiyorum. İnsanların bu kadar bilgili ve tutkulu olmaları harika bir şey…

High Tea yada Cream Tea dedikleri 5 çayı ritüeli olmadan Londra’dan geri dönmek bir cinayete ortaklık etmek kadar büyük bir suç. Birbirinden harika bir sürü alternatif var ama en son keşfimden gururla bahsetmek istiyorum. Seyahatlerde genelde çok planlı olsamda bazen sadece iç sesimi deinler hiç olmayacak yollara sapar, hiç bilmediğim yerlere girerim; yanıldığım pek olmaz. Aslında hayatta iç sesimizi duyabilsek, her şey daha kolay olacak ama medeni denilen bu dünyada o ses o kadar cızırtılı oldu ki artık duysak bile anlayamıyoruz pek.  The Goring…   Buckhingam Palace’ dan birkaç dakika uzaktaki harika otel 2009 yılında Pride of England seçilmiş ve bu yıl bir asırlık olmasını ”100 yıl – bir aile” sloganıyla  kutluyor. Bu arada 2008 ve 2009 yıllarında çay konusunda “award of excellence” kazanmış. Harika bahçesi ve çay salonuyla gerçekten doğru seçim; tamamen aile tarafından işletilen otelin çay salonunda masalardaki kartlarda ”burası bir keyif mekanıdır lütfen telefonlarınız kapatın, bilgisayarınızı bize emnaet edin ve iş ile ilgili belgelerinizi mümkün olduğunca ortadan kaldırın  yazıyor.  Söyleyecek başka bir şeyim yoktur hakim bey…

Her ne kadar black cab’leri sevsemde metroya binmek  Londra’da olduğumu hissetmenin en iyi yolu. Aman dikkat 2012 olimpiyatlarına hazırlanan Londra’da metrolarının yürüyen merdivenlerinde  çok ciddi tamiratlar var yola çıkmadan mutlaka kontrol edin. Bu arada Londra metrsoundaki en uzun yürüyen merdiven Angel’daymış ve 27 metreymiş, ne  işinize yarar bilemedim ama…

Covent Garden’da yeni heves turist olarak oturmayı seviyorum; her ne kadar  saçma bir kalabalık olsa bile. Bu arada Tea Palace çay almak için doğru yerlerden biri. Bir bilgi daha Covent Garden’da 180. yaşını kutluyormuş.  

Fortnum &  Mason başka bir efsane sadece vitrinlerine bakarak bile hayranlık duyabileceğiniz bir marka içerideki çay, çikolata, reçel ve kurabiye çeşitlerine değinmiyorum bile. Vitrinler konunda inanmayan varsa lütfen şu linke girsin.

Bookmark and Share

4 Comments

  • Ama yanii.. Yapılır mı bu şimdi? Zaten krizdeydim. İyice Londra’m geldi:))

  • Nora çok üzgünüm ama daha yazacağım mutlaka takip et çok yeni yere gittim sende mi önceki hayatında Londra’da yaşıyordun yoksa?????

  • Ozlem’cim.. Bir dahaki sefere mutlaka haber ver.. ilgini cekebilecek ”benim Londra’m” turu yapabiliriz.. opuyorum cok..

  • offf ben nasıl atladım seni aramayı ama söz next time…

Leave a Reply