Saturday, May 22nd, 2010...12:04 am
LONDRA… LONDRA… LONDRA…

Londra’ya Digital Lüks Konferansına davetli olarak gittim ama başına sonuna biraz eklemeler yapınca herşey daha güzel oldu. Bunun öncesi ve sonrası gece yarılarına kadar çalışmak olsa bile; değdiğini düşündüğüm sürece sorun yok.
Londra’ya gidince otel tercihim genelde hep Old Lady denilen tarzda eski oteller yada bunların günümüze uygun yeniden düzenlenmiş olanları. Bu nedenle The Langham’da kaldım. Avrupa’nın ilk Grand Hotel’i olan The Langham geçtiğimiz yıl ortasında tam 80 milyon paund harcanarak yenilenmiş. Otele girdiğiniz an pembe güllerle dolu bir dünyaya girmiş oluyorsunuz sadece görüntü değil kokusuyla da. Oxford Circus; Türk kadınlarının aksine asla adımımı attığım bir yer değildir (düzeltiyorum yanımda Başak yoksa eğer). Gene de Oxford Circus metrosuna 5 dakika yürüme mesafaesinde ki bu otel; alışveriş ve keyif tutkunları için harika bir seçim.
Özellikle ilk akşam yemeğimi yediğim restaurantları Landau çok başarılı. Bu gezimde ismi çok iyi bilinen Michelin Star restaurantların bazılarına gittim ama Landau en az onlar kadar iyiydi. Bunu yazın bir kenara Landau gelecek sene Michelin alır, almazsa ne diyeceğimi düşünmem gerek herhalde. Neyse fazla kasmaya gerek yok “o benim gönlümde michelin aldı ” der çıkarım işin içinden.
Londra sergi konusunda gerçek bir cennet; işte gittiklerim. İlki National Portrait Gallery’de geçen sene ölen zamanımızın en iyi fotoğrafçılarından Irwing Penn’e ait yaklaşık 120 resmin olduğu sergiydi. Sergi müzik, edebiyat,resim ve tiyatro dünyasının bir resmi geçit töreni şeklindeydi adeta. resmini çektiği isimler; Truman Capote, Salvador Dali, Christian Dior, T.S. Eliot, Duke Ellington, Grace Kelly, Rudolf Nureyev, Al Pacino, Edith Piaf, Pablo Picasso; sanırım bu kadar yeterli ne kadar iyi bir fotoğrafçı olduğunu anlatmak için. Özellikle 40′lı yıllarda insanları dar açılı bir duvarın arasında yada katlanmış bir halının kıvrımlarının önünde çektiği fotoğraflar favorim olanlardı.
Kensington Palace’da bulunan ve Prenses Diana’nın da yaşadığı State Apartments’da çok özel bir enstalasyon projesi vardı. Çok bilinen bir sarayı farklı hale getirmek için filmleri, hikaye anlatımları ve Vivienne Westwood, William Tempest gibi tasarımcıların enstalasyonları; gezilmesi gereken bir çalışmaydı. 7 farklı oda şeklinde kurgulanan projede amaç; her odada verilen özel tüyolara göre daha önce State Apartmens’da yaşamış 7 farklı prensesin kim olduğunu bulmaktı. İlgili siteye bakmanız bile farklı bir projeyle karşılaşacağınızın kanıtı adeta
Queen’s Gallery’de ise Victoria & Albert Art & Love isimli çok özel bir sergi vardı. Kraliçe Vctoria ve eşi Prens Albert’ın birbirlerine ve sanata olan aşklarından yola çıkan sergi; romantikler için biçilmiş kaftan. Ancak yakalandığım gülme krizimle bu özel ambiyansı oldukça bozdum; nedenine gelince kraliçe Victoria yazıya olan merakı nedeniyle günlük tutarmış ve bu günlüğe eşlik etmesi için yaptıkları seyahatlerde, verdikleri davetlerde yada evlerinde günlük hayatlarıyla ilgili birçok anı ölümsüzleştirmek için kraliyet ressamlarını da yanlarında götürülermiş. Sergide yaklaşık 40 tane bu günlük resimlerinden vardı, tabii dev boyutlarda, günlüğün boyutunu gözümün önüne getiremedim pek! Düşünsenize ben Londra’ya gidiyorum ve yanımda 3 ressam götürüyorum ve bulunduğum ortamları çizdiriyorum. Yazarken aynı derece komik olmadığının farkına vardım ama krizim tuttu işte ne yaparsınız.
İyi İngiliz otel ve restaurantlarında sanırım Uzakdoğu’daki bazı bölgeler hariç dünyada alabileceğiniz en iyi servisi alıyorsunuz. Yüzlerce yıllık imparatorluk boyunca uşak yetiştirme işinde uzmanlaşmış bir ülkeden bahsediyoruz. Gordon Ramsay’in Claridges’de ki restaurantında yemekler iyiydi ancak servis tek kelimeyle olağanüstüydü. Restaurant müdürü olan JeanFranyoi Bissor her işverenin sahip olmak için kendini parçalayacağı kadar başarılı. Tüm restaurantı bir orkestra şefi ustalığı ve zerafeti ile yönetiyor. Yanlış anlaşılmasın sadece ekibini değil müşterileri de yönetiyor. Ricam üzerine bana bir mutfak turu attırırken bile o kadar başarılıydı ki, en sonunda kibarca sordum. “Gerçekten bu kadar mutlu musun yoksa Oscar’lık bir aktörmüsün” diye. “Doğruyu söyleyeyim bu restaurant benim hayal işim, hiç bir yer beni burada olmaktan daha mutlu edemez” dedi. Ne diyeyim ülkemizde de bunu diyebilen insanların artması dileğiyle.
Alain Ducasse at Dorcester 3 Michelin Star… Devam etmeme gerek var mı bilemiyorum? Sadece bir yemek değil; herşeyiyle dört dörtlük lüks bir deneyim. Bir restaurantın içinde nasıl bir “private dining room” yaratılır sorusuna hala cevap bulamayan restaurant sahiplerine ve mimarlara bir zahmete Paris’e gitmelerini öneriyorum. Dorcester’da yer ayırtmayı unutmasınlar lütfen.
Kızım Başak yıllar önce yurtdışına profesyonel kayak kamplarına ilk gittiğinde, yabancı yarışçılara bakıp bana şaşkınlık içinde bir soru sormuştu “anne bunlara kayak yapıyorsa bizim yaptığımız ne, eğer bunların yaptığına kayak deniyorsa bizimkine ne demek gerekiyor” Aynen böyle hissediyorum; kimseyi suçlamak istemem ama bu restaurantlardakilere garson deniyorsa bizim ülkemizdekilere ne demek gerek, yok eğer bizimkiler garsonsa bu adamların yaptığını nasıl adlandırmalı.
Bu arada bu kadarına nasıl zaman ve para buluyorsun diye bir soru geçiyorsa aklınızdan; işte cevapları alışverişe ne zaman, ne de para harcıyorum; çok ama çok sıkıcı geliyor bana artık. Ayrıca inanılır gibi değil ama Londra’da en iyi restaurantların bile çok makul öğle yemek menüleri var Alain Ducasse’da başlangıç, ana yemek, tatlı, iki kadeh şarap, kahve ve sudan oluşan yemek menüsü sadece 45 Paund ve şefin ikramları da dahil buna. Minumum bu rakamı İstanbul’un her noktasında açmayı marifet sayan cafe zincirlerinde bile ödersiniz. Anlayacağınız tüm yemekler ve sergiler aslında bir marka ayakkabı fiyatına (hem de markaların ucuz fiyatlı modelleri diyebilirim)
![tllon_exterior_tllon_en[1]](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/05/tllon_exterior_tllon_en1.jpg)

![5artesian_bar_tllon_en[1]](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/05/5artesian_bar_tllon_en1.jpg)
![md[1]](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/05/md1.jpg)
![queenvictoria[1]](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/05/queenvictoria1.jpg)
![2441582082_69fc6844f6[1]](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/05/2441582082_69fc6844f61.jpg)

Leave a Reply