Monday, May 31st, 2010...12:35 am
KİM KİMİNLE NEREDE NE YAPIYOR MAYIS…
Mayıs ayına ait Kayra Vintage çalışmam…. Nihayet sorunsuz bir ay… Biraz tatlı dil ve şirinlik ve biraz da tehdit ve ultimatom… Ve işte karşınızda Kim Kiminle Nerede Ne Yapıyor’un Mayıs versiyonu.
DERİN SARIYER
Bir markanın adı olmanın sorumluluğu altında ezilmeyen hatta tam tersine markayı daha iyi noktalara taşımayı başaran çok özel bir isim Derin Sarıyer. Derin Desing’ın kolleksiyonları kendini bu tarza çok uzak hisseden bende bile hayranlık uyandırıyor. O kadar yoğun ki şarabı içip yazısını yazması bile ciddi bir başarı, çok bekledim bu yazıyı ama okuyunca değdiğini göreceksiniz.
Birinci gün (1988’de bir gün)
Bir gün bir şarap içtim ve bütün hayatım değişti,
alkolün bende yarattığı ilk etki için edebiyattan açıklayıcı bir şablon…
O gün şaşkınlıkla karışık bir neşe içinde kendimi iyi hissettim.
Hayatın anlamına yaklaştığımı düşünmeye başlayacak noktaya gelmiştim.
Her şeyi olduğu gibi ve yüzeysellikteki derinliği görebildiğime inanmak üzereydim.
Dün (17 Mayıs 2010)
Kayra Vintage 2007 Cabernet’yi açtım.
Okumaya başladığım fakat içine giremediğim için devam edemediğim yeni bir kitap, Kayra’yı içmeye başladığımda akmaya başladı.
Şahane bir şarap.
Hesapladım, dört şişede kitabı bitirebileceğim.
AYŞE KUCUROĞLU
İşte şahane bir kadın Ayşe hakkında pek fazla bir şey yazmayacağım; merak edenler buradan okusun hakkındaki düşüncelerimi o ve makaronları Özlem On Style’ın ilk postunun konusu olacak kadar özel benim için.
Şarabın dokusundan mıdır nedir , aklıma hep kırmızı kadifeler, eski bir chan-son muzik ve iri gözlere cekilmis eyeliner geldi. ismi ve rengiyle biraz feminen ama tadı ve kıvamıyla erkekleri de mutlu edecek bir şişe.
aklıma nedense bu mevsimde Barcelona geliyor. serseri bir şehir ayni anda fine bir yemek. Majestic Otelin ikinci katında bulunan Drolma Restaurant. tam da bahsettiğim gibi bir kontrast var. içerisi bol kırmızı, sakin ağır; tüm yemekler birbirinden farklı porselen tabaklar ile sunuluyor. biri eski bir versace iken bana gelen ise yeni bir hermes takımdan idi. dışarısı ise tam da şehrin kalbinin attığı dışarıda şarkıcıların,tangocularin naralar attığı , her köşebaşında tapasların birbiriyle yarıştığı gürültülü bir şehir.
ben vintagemı alıp burada bu yemeklerle içmek istiyorum. yanımda yakın iki kız arkadaşım ve kocaları olurdu. kız yemeginden cok keyif alsak da çift olarak bu restorana gitmek cok anlamlı. üzerimde vintage bir thierry mugler hiç fena olmazdı.. siyah kadife elbisesi hani şu kült olan. şarabın kendisi gibi vintage ve yeni bir arada.. benim en sevdiğim.
aleXandro Palombo
İşte eğlenceli oyunumuzun enteresan bir konuğu var. aleXsandro Palombo’yu tanıyormusunuz? Blogu Humor Chic’e girin tanımış olacaksınız. . Moda ve ilüstrasyon ilgi alanınıza giriyorsa ikisinin eğlenceli birleşimi için göz atın seveceksiniz.
Kayra Vintage Cabarnet 2007′yi nasıl içmek istediğini yazmak, yerine çizmeyi tercih etti. Ah aleXandro senin gibi çizebilsem hiç ağzımı bile açmazdım konuşmak için.
ÖZLEM AVCIOĞLU
Dünyanın neresine giderseniz gidin Özlem’den destek alıyorsanız sırtınız yere gelmez. Özlem’e lüks seyahat başta olmak üzere sanat, gurme kısaca gusto gurusu diyebiliriz, her ne kadar bu söylemden hoşlanmıyorsa da gerçek bu. Sitesine yani travelemodus’a bir göz atın, vazgeçemeyeceksiniz. Üstelik benim bildiğim kadarıyla Türkiye’de sadecebu sitenin sunduğu harika bir fırsat da var; lüks otellerde dünyanın en iyi otel fiyatlarını veren Kiwi Collection’dan yer ayırtabiliyorsunuz.
Sideways filminde Virginia Madsen’in canlandırdığı Maya karakteri der ki: Wine is a living thing. I like to think about what was going on the year the grapes were growing; how the sun was shining; if it rained. I like to think about all the people who tended and picked the grapes. And if it’s an old wine, how many of them must be dead by now. I like how wine continues to evolve, like if I opened a bottle of wine today it would taste different than if I’d opened it on any other day, because a bottle of wine is actually alive. And it’s constantly evolving and gaining complexity..
Ben de aynı Maya gibi şarabın sürekli değişim içinde olduğunu, hangi zamanda nerede açılıp tadılacağına bağlı olarak farklılık göstereceğini düşünürüm hep.. ne büyülü birşeydir bu üzüm-şarap ve zaman ilişkisi…
Bir Cumartesi günü çok sevdiğim evimdeyim ve tüm günümü yemek yapmaya ayıracağım.. Off.. yoğun geçen bir haftadan sonra büyük mutluluk. İçilecek şarap yapacağım yemeği tarif eder hep ve akşama Kayra’nın Vintage koleksiyonundan bir şişe önümde duruyor. Şarabın ve yemeğin keyfini birlikte paylaşmaktan çok hoşlandığım Gökhan’la kendime özel bir yemek yapmalıyım.. Tabii aklıma hemen Julia Childs’ın ünlü boeuf bourguignon u geliyor.. hemen kütüphaneye koşarak kitabını kapıyorum ve alışveriş listemi hazırlıyorum.. Acele etmeliyim zira hazırlama ve pişirme süresi yaklaşık 7 saat sürüyor..Tabii yanına da bir patates gratin yakışır..
Alışveriş bitti malzemeler hazır..Hemen Julie&Julia filmini koyuyorum CD ye ve boeuf bourguignon pişirme sahnesini ağzım sulanarak defalarca geri ileri izliyorum.. Artık Hazırım..Bu arada beni daha da motive etmesi için ipodumdan Julie&Julia filminin müziklerini avaz avaz dinliyorum…defalarca..tabii yemek kokusunu alan Carlos The Cat mutfaktan ayrılmıyor..
Yemek hazır…Yemek kitapları ile dolu olan masada iki kisilik yer açarak yemekleri koyuyor ve Kayra’yı açıyoruz.. Önce uzun uzun kokladıktan sonra bir yudum alıyorum … uzun ve güzel bir tad bırakıyor ağzımda..Zaten en önemlisi de bu değil mi..Bu menu bu şaraba çok uydu.. Üstümde ne mi var? Heyecandan hala çıkarmadığım ahçı gömleğim..
YASEMİN SAVCI
Copyright olmadan; tamamen bir Türk dekorasyon dergisinin de çok başarılı olacağının ve en iyi satanlar arasında yer alacağının canlı bir kanıtı Home Art ise bunu başaran ekibin başı da Yasemin Savcı’dır. İki dergi çıkarmanın arasındaki o kısacık sürede Kayra Vintage’ı içti ve yazdı
Kayra Vintage Merlot şarabımı Home Art’ın Haziran sayısını hazırladığımız son gece dergide açıyorum. Kadehime dolduruyorum yavaşça ve biraz çevirip havalandırıyorum şarabımı. Bir yudum alıyorum ve o bir yudum beni birden ofis ortamından çıkarıp hayallerimde yaşattığım bir yaz tatiline götürüyor.
Serin bir yaz akşamında Bodrum’daki evimizin bahçesinde içiyoruz şarabımızı. Kulağımda Bozcaada’dan aldığım üzüm salkımı şeklinde küpelerim, üzerimde Hindistan’da bir pazardan aldığım eflatun, uçuşan elbisem… Yemek olarak tek yapabildiğim yemek, bunu söylemeye utanıyorum ama mangal! İpek elbiseme aldırmadan önlüğü üzerime geçirip önceden yakılmış mangalın başına geçiyorum. Yakma kısmı mangalın en zahmetli kısmı, hiç olmazsa hayallerimde bu kısmı atlayayım. Pirzolaları atıyorum önce mangala, ardından çöp şişleri, ayrı bir bölümde de patlıcanları közlüyorum ve diğer sebzeleri… Şarabımdan bir yudum alıyorum. Serin yaz akşamında boğazımı yakarak geçiyor. İçim ısınıyor. Güzel bir şey olacak! Kapı çalınıyor. Yaklaşık 15 yıl önce mastır için gittiği Almanya’da bir orkestrada çalışmaya başlayan, ben de gidersem senede en fazla iki kere görüşebildiğimiz canım ablam, hayattaki en iyi dostum Esin, tatile gelmiş ve yanında kemanını getirmemiş! Eşyalarını bırakıp, o çok şık sırt dekolteli elbisesini giyip aşağıya geliyor. O kadar şık ve o kadar güzel ki! Hemen bir kadeh şarap alıp yanıma geliyor. Sohbete başlıyoruz. Onunla güzel bir şarap eşliğinde sohbet etmek, araya giren zamanı, ayları, yılları, olayları konuşmak, sık sık kahkahalara boğulmak, zaman zaman hüzünlenmek, hiçbir şeye değişemeyeceğim bir şey.
Organik sebzeler satan manavdan özel olarak aldığım küçük boy “kişisel” patlıcanları içlerine peynir, maydanoz, biraz tereyağı ve sarmısak koyarak servis ediyorum. Ve ardından yemeğin en güzel kısmına geçiyoruz: spesiyalitem şeftali ve incir şiş! Mangalda pişirilince lezzeti %100 artan meyvelerden şeftali ve incir! Kabuklarını soyup, küçük parçalar halinde şişe diziyorum şeftalileri, incirleri bütün olarak geçiriyorum şişlerden… Vanilyalı dondurmayla servis ediyorum doygun turuncu şeftalileri ve artık rengini tarif etmekte zorlandığım o nefis incirleri. Sonunda gönül rahatlığıyla yerime oturuyorum. Mangalcının kaderidir bu, ancak yemeğin sonunda masaya oturabilmek! Ama garip de bir haz alır mangal tutkunu insanlar bundan. Ve her seferinde yine diğerlerinden daha hevesli olurlar mangal için. Mangal geni diye bir gen varmış, önüne geçilemeyen bir tutku! Bende de var!
Normalde rakı içeceğimiz bu mangal akşamında bize eşlik eden Kayra Vintage Merlot şarabımdan bir yudum daha alıyorum. Kadehin aldığı o koyu lal rengi içimi ısıtıyor. Bir yudum daha alıyorum, burnuma incir kokusu geliyor. Dalından yeni kopmuş incir kokusu… Jo Malone’un wild fig&cassis’i gibi… Yaz günlerinin o en saf halini düşünüyorum. Mis gibi kokan, dertsiz, tasasız, uzun ve lezzetli bir yaz kahvaltısını düşlüyorum. Sonra yeniden serin yaz akşamına geri dönüyorum. Ve kadehimi sevdiklerimle, dostlarımla paylaşacağım mutluluklara kaldırıyorum.
| Kayra VintageCabarnet Sauvignon Merlot with a touch of Boğazkere 2007 |
| Bu rekoltedeki Cabernet Sauvignon ve Merlot’yu bu derece olgunlaştıran, soğuk ve kuru geçen 2006 kışının ardından gelen 2007 Eylül ve Ağustos’unun yakıcı sıcağı oldu. Sonuç, her şişede kendini gösteren asil olgunluk ve meyvemsi bir yoğunluk… Cabernet Sauvignon’daki biber ve Merlot’daki kurutulmuş baharat, Boğazkere’nin güçlü taneni ve reçelsi böğürtlenli tadıyla güç kazandı. |



![04_-_drolma_restaurant_majestic[1]](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/05/04_-_drolma_restaurant_majestic1.jpg)




![GetAttachment[1] (3)](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/05/GetAttachment1-3.jpg)
![GetAttachment[1] (2)](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/05/GetAttachment1-2.jpg)
1 Comment
June 30th, 2010 at 8:36 am
[...] Kim, Kiminle, Nerede, Ne Yapıyor çalışmasını hazırlarken çok hoş bir şey oldu. Geçen ay aleXandro Polombo’nun bir hikaye yerine bir çizim göndermesi gibi bu ay ki konuklarımızda kendilerini en iyi şekilde ifade etmek için farklı yöntemler [...]
Leave a Reply