Friday, June 11th, 2010...10:34 pm

DRESDEN Mİ; ORASI DA NERESİ…

Jump to Comments
Google Buzz

 

Bir gün size “Dresden’e gidelim mi” diye bir teklif gelirse düşünmeden evet deyin.  Mecbur kalmadan gitmeyi aklımın ucundan bile geçirmeyeceğim Dresden’i görünce utandım; gerçekten kendisine atfedilen “Almanya”nın Floransa’sı” benzetmesini fazlasıyla hakkediyor.

Tabii okul hayatı boyunca tarih derslerinde Çariçe Katerina ile Baltacı Mehmet Paşa arasında geçenler haricinde pek bir şey öğretilmeyince; insan Avrupa’nın en büyük krallıklarından biri olan Saxonya İmparatorluğu’nun başkentine burun kıvırabiliyor.  İşte size Dresden’e ayarlayıp “long weekend” olarak gitmeniz için 10 neden. Unutmadan Dresden Berlin ve Prag’a arabayla sadece 2 saat uzaklıkta

  • Sanırım dünyada mimarlık tarihi üzerine yazılan hiç bir kitap Dresden’den bahsetmemezlik yapamaz. The Frauenkirche Kilisesi, Semper Opera Binası ve Royal Saray ve diğer tüm binalar ve heykeller ile gerçek bir tarihin içinde yaşıyorsunuz. Dresden’in stratajik önemi olmamasına rağmen Ruslar Almanlara zarar vermek için Dresden’i üç gün boyunca bombalamışlar. Kentin neredeyse yüzde 90’ı tahrip olmuş.  Bombardımanda yıkılan tarihi yapıların restorasyonu hala devam ediyor.  Binalar kireç taşıyla yapıldığından ve kireç taşları da zaman içinde karardığından, restore edilmiş binalarda eski ile yeni ayırt edilebiliyor.
  •  Şehrin iki önemli müzesinden  Zwinger dünyaca meşhur “Old Masters”lara ve dünyanın en geniş prselen kolleksiyonuna sahipliği yaparken; kraliyet ailesinin tüm mücevherlerini  ”Green Vault”da görmek mümkün.  Green Vault, bu yıl aynı zamanda Türkiye dışındaki en geniş Osmanlı Sanatı ve Savaş Malzemeleri Koleksiyonunu misafir ediyor.  Sergide 16’ncı ile 19’uncu yüzyıl arasında Saksonya prenslerine hediye edilen ve onların satın aldığı Osmanlı eserleri ile savaş ganimetleri yer alıyor.

  • Tüm Orta Avrupa şehirleri gibi Dresden’de müzik konusunda iddialı.  Dresden Semper Operası ve neredeyse 800 yıllık geçmişi olan ve Johann Sebastian Bach’ın kantör olarak bulunduğu Leipzig’in Thoman Korosu bunun göstergesi.  Hem müzik dinlemek hem de Opera binasını görmek büyük keyif.  
  • Dünyanın en iyi porselenleri arasında kabul edilen Meissen porselenlerine ismini veren şehir Dresden’e sadece 35 dakika uzaklıkta. Meissen porselenleri bu yıl 300. yılını kutluyor ve  iki tane çok özel sergiye ev sahipliği yapıyor, ayrıca üretim atölyelerini de özel randevu ile gezmek mümkün.

  • Şehrin biraz dışında Sakson krallarının yazlık saray ve av köşkü olarak kullandıkları Moritzburg Sarayı var. Tarihi 1542’ye dayanan bu şato için Avrupa’nın en güzel su saraylarından biri deniyor.
  • Tarihi 1434’e kadar giden Christmas Market Avrupa’nın en iyi ilk üçü arasında sayılıyor.

  • Bir parklar şehri olan Dresden’de Elbe kıyısında yürümek ve bisiklete binmek haricinde yapılabilecek en güzel aktivite Avrupa’nın en eski buharlı gemilerine binerek bir nehir sefası yapmak.
  • Procession of Princes, 101 metrelik Meissen porseleninden yapılmış olan bu duvar panosunda Saksonyanın tüm krralları yeralıyor ve kesinlikle görülmeye değer.  

  • Şehirde umduğunuzdan daha güzel yemekler yiyeceğiniz kesin. İşte deneyip önereceklerim; Carausel, La Viletta ve geleneksel yemekler için PulverTrum. Sosisli patates çorbası, kırmızı lahana soslu et yemeği Saxon Sauerbraten, Cheesecake’e benzeyen Eierschecke  ve tabii ki sonsuz çeşit bira.
  •  Bean & Beluga;  Almanya’nın en genç Michelin Star’ına sahip şefi olan Stefan Hermann’ın bu restauranı eğer av eti seviyorsanız Dresden’e gitmeniz için yeterli sebep olabilir inanın bana.  

Beklentileri yükseltmek istemiyorum ama tarih kokan şehirleri seviyorsanız Dresden’den keyif alacaksınız.

Bookmark and Share

1 Comment

Leave a Reply