Wednesday, June 30th, 2010...8:36 am

KİM KİMİNLE NEREDE NE YAPIYOR HAZİRAN…

Jump to Comments
Google Buzz

Haziran ayının Kim, Kiminle, Nerede, Ne Yapıyor çalışmasını hazırlarken çok hoş bir  şey oldu. Geçen ay aleXandro Polombo’nun bir hikaye yerine bir çizim göndermesi gibi bu ay ki  konuklarımızda kendilerini en iyi şekilde ifade etmek için farklı yöntemler kullandılar. Keyifli olan da bu zaten… Özel bir menü ve Kayra Vintage’ın eşlik ettiği bir foto hikaye  sizi bekliyor tabii bir de “moda geçer sadece stil aynı kalır” diyen Coco ile içilen bir şarabın hikayesi…

Ritz İstanbul’un Executive Şefi Ali Ronay çok güzel bir atasözünü hatırlatmış; “ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz”  Tam tersinin baştacı edildiği bir ülkede bu sözü  hepimizin daha sık hatırlamamız ve uygulamamız dileğiyle…

ALİ RONAY

Onun için Türk mutfağının en parlak şeflerinden biri diyor;  bu işi hakkıyla bilen uzmanlar . O  Türk mutfağının hakkettiği değeri bulması için gereken dokunuşu yapan şeflerden biri ve avangarde Türk yemekleri diye adlandırıyor yaptıklarını. Bu küçük oyuna katılmasını istediğimde ise nezaketi, heyecanı ve dakikliği ile hayranlığımı kazandı. Anladığınız üzere, çok özel yemekler için istikametiniz belli; Ritz Oteli Çintemani restaurantında şimdiden yerinizi ayırın.

vee işte beklenen an geldi…

ben sizlere bu güzel şarapla yenilebilecek bir menü yaptım ümit ederim okuyucularınız ve siz beğenirsiniz….

 -menu-

Fırınlanmış portobella mantarı – keçi peyniri – endivyen salatasi – taze dağ kekiği vingret

Kızgın tavada pişmiş ördek göğüsü – parmesan kremalı gnocchi – kuzu gobeği & siyah trompet mantarları – Kayra Vintage Cabarnet Sauvignon sos

Kayra Vintage Merlot marine çilek – lor & balsamik kreması

benim gibi cok konusamayan birinin kendisini en guzel ifade ettigi  Ata sozunude eklemek istiyorum..  

“ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz”

İçimden geçenleri o tabaklarda daha iyi ifade edebiliyorum

BATYA KEBUDİ

Son dönemin adına en sık rastlanan en popüler takı tasarımcısı Batya; harika projelere imza attığı  Madame  Figaro dergisi kapandıktan sonra tutkusu olan takı tasarımına yöneldi ve ben şimdi yazmakla uğraşmayayım aklınıza gelen stil ve trend ile ilgili tüm isimlerin bir anda gözdesi olmayı başardı. Çok özel isimler; onun sade ama anlamlı yüklü,  keyif veren tasarımlarından hayranlıkla bahsediyor. İskambil kağıtlarından kraliçe taçlarına kadar herşey Batya’ya ilham kaynağı olabiliyor. Nerede bulabilirim derseniz bildiğim şu an için sadece Nişantaşı Luxuria’da; web sitesi şu anda hazırlanıyor ama gene de siz www.batyakebudi.com adresini bir not edin. Batya yazısını şöyle bir notla göndermiş “Coco Chanel’in hayatını okuduğum zaman 14 yaşındaydım. Çok ama çok etkilenmiştim. Bu yüzden hep onunla tanışmak istemişimdir. Bu nedenle de bu güzel şarabı onunla içtiğimi hayal ettim”

Kayra vintage Şarabı Coco Chanel ile birlikte Paris’te eski bir şatonun salonunda şöminenin başında oturmuş ateşi izleyip onunla sohbet ederken içtiğimi hayal ediyorum. Hayatından kesitleri bana anlattığını aşklarını tasarımlarını ve markasını benimle paylaşıyor. Benim üzerimde kısa siyah Chanel imzalı bir elbise, Chanel ayakkabılar ve kendi koleksiyonumdan kolyeler var. Onun siyah elbisesiyle harika bir bütünlük oluşturuyorlar. Coco ise, kalem eteği ve beyaz gömleğini benim koleksiyonumdan yüzüklerle tamamlamış… Hayattan, tasarımlardan, sadelikten, şıklıktan, kadınlardan, erkeklerden, seyahatlerden, aşktan bahsettiğimizi düşünüyorum… Charles Aznavur’un müzik setinden gelen sesi odunun sesi ile karışıyor.Kendimizi gecenin karanlığında samimi bir sohbetin eşliğinde elimizde Kayra Şarapla hayal ediyorum.

FÜSUN GÜMELİ

Birlikte bir proje için yapacağımız yemek çekimi gecikti, beklerken laf lafı açtı, sohbet koyulaştı  ve sizin de  aşağıdaki yazı ve resimlerden göreceğiniz gibi;   iyi ki gecikmeler oldu denilecek harika bir sonuç çıktı ortaya. Çok inandığım bir söz bir kez daha kendini kanıtladı, HİÇ BİR ŞEY TESADÜFİ DEĞİLDİR…

En karnınızın tok olduğu zamanalarda bile ağız sulandıran yemek fotoğrafları başta olmak üzere harika çalışmalara imza atan Füsun Gümeli;  Kayra Vintage oyununa  bir foto hikaye ile katıldı. Fotoğraflarına mutlaka bir göz atmalısınız uyarıyorum tok karnına bakmanız sizin için daha iyi olacak. 

 B A Ş L A R K E N

 Önce bir menü hazırladım. Sonra onu beğenmedim, başka birini hazırladım. Onu değiştirdim, şekilden şekle soktum. Sonra fikir değiştirdim.. Tekrar fikir değiştirdim.. En sonunda önceden hiçbir şey hazırlamamaya karar verdim. Yeni program, tamamen programsız olmaktı.

 Tek bildiğim, benim de herkes gibi bir misafirim olacaktı. Ama hayali filan değil, gerçek.. O şanslı misafir, benimle Kayra Vintage Shiraz içecek ve önceden belirlenmemiş menünün yemeklerini yiyecekti. Çok şükür ki, şarabımız belliydi.

V E  B Ü Y Ü K  G Ü N

 Derken, o gün geldi çattı.. Bende bir rahatlık, bir genişlik…. Misafirimin gelmesine yarım saat var, ben hala çekim yapıyorum. İçerde yemek çekildiği için mutfak almış başını gidiyor, ‘kedi yavrusunu kaybetse bulamaz’ durumunda. İnanın hiç böyle misafir kabul etmemiştim bugüne kadar.

Sonunda o yarım saat de geçti, misafirim geldi. Ortalığın curcunasını önemsemez bir halde ‘Çekim yapıyordum da’ dedim ve geçiştirdim. Uzun zamandır görüşmemiş olmamızdan kaynaklanır şekilde koyu bir sohbete dalacağımızı anlayınca, öncelikli olarak hemen programı açıkladım.

 Tadacağımız bir şişe şarabımız vardı, yanında ne yiyeceğimize şişe açılınca karar verecektik. ‘Şarap peynirsiz olmaz’ diyerek dolaptan biraz rokfor ve ceviz çıkardım. Ondan sonra da şarabı açmaya koyuldum. Bu esnada çekilmiş muhteşem fotoğraflarım var ama üzgünüm burada paylaşamayacağım; mutfağın karmaşasından, sonra biraz utandım. Neyse.

Şarap   kadehlere kondu, bir yudum, iki yudum, bende şiddetle beyaz et isteği uyandırıyor, karşılıklı hemfikir olunca anayemek balık olarak belirlendi. Tamam balığım var ama (sonunda) aldı mı beni bir telaş, başlangıç olarak ne yiyeceğiz?? Buzdolabının altını üstüne getirdikten sonra bir paket somon füme buldum ve derin bir soluk alıp rahatladım..

Altına, üstüne illa bir şeyler uydururum o somonun.

 

Nitekim  gördüğünüz    kanepeler eşliğinde yudumladık ilk kadehleri. Gerçi ekmeğinin, ekşi mayalı ev ekmeği olmasını tercih ederdim ama haşhaşlı batona razı geliyorsun, macera arayan bendim sonuç olarak. Merak edenlere kısaca malzemeyi sayalım; ekmekle avokado arasında sarımsaklı tereyağ, avokadoda birkaç damla limon ve çamfıstığı parçaları, füme somonun üzerinde ise Frenk soğanı ve taze çekilmiş yeşil biber var. Tevazu gösteremeyeceğim, kendimi takdir ettim, kırmızı Vintage’ın baskın tadına ancak bu kanepeler eşlik edebilirdi.

Bir fotoğrafçı olarak, ne yedik-ne içtik anlatıp yazıyı yazmayı kendime yakıştıramadığımdan yemekleri fotoğrafladım, hatta yukarıdaki de bir kamera arkası karesi..

 A N A  Y E M E K

Tanrı’nın şanslı kulu olan ben, anayemeğimizi hazırlamak üzere, sabah gelen ve aslında derin dondurucuya atmayı tasarladığım, fakat elimin ermediği deniz levreğini dolaptan çıkarıp somonlu kanepeler kadar iddialı ne lezzet yaratabilirim diye, bozuntuya vermeden düşünmeye başladım. Izgara yapsam, çok balıkçı balığı gibi olur, kağıtta pişirsem sulanıyor, folyo kanserojen, derken..  Tuz evet tuz.. Hemen kalın deniztuzu kavanozunu çıkardım, yetmez.. Yedek paket bulundu. Fikir parlak ama balığın durumu müsait mi, bir göz atış, balık çizilmemiş ve pulları kazınmamış,  uygundur. Tuzlar yumurta akıyla karıştırıldı. Balığın içine de adaçayı yaprakları ve havanda hafifçe dövülmüş kişniş tohumları serpildi, güzelce kapatılıp üzeri de tuzla kaplanınca doğru fırına.

Balık fırında pişedururken, ben de 5 dakikada balkona masayı kurdum, 3 dakikada da kendim hazırlandım. O üç dakikanın yarısında, elbise dolabında annemden kalma kırmızı parıltılı elbisemi bulmaya çalıştıktan sonra bu mor elbiseyi giymeye kanaat getirdim.

Bu arada, Kayra Vintage’la olan tüm bu karar-kararsızlık, koşturmaca-keyif vs anlarına fonda Marcus Miller’ın muhteşem müziği eşlik etti.

Tuzda balık için, bir yemek fotoğrafçısı olarak  aşağıdakinden daha özenli bir kare çekmiş olmak isterdim ama soğuyacak diye ödüm koptu, üzgünüm. Ne yalan söyleyeyim, soğutmadan yediğim için de çok mutlu oldum.

 Balık, tuzun içinde kişniş ve adaçayı ile pişince güzel-ötesi oluyormuş, tavsiye ederim.

 T A T L I

 Tabii ki olay burada bitmiyor. Kırmızı şarabın yanında, paşa paşa kırmızı etimizi yeseydik, böyle bir sorunumuz olmayacaktı ve tatlı yemekten mümkün mertebe kaçınan ben, tatlı diye aşermeyecektim. Ama balık böyle bir yemek işte, bir süre sonra damak ‘Hani tatlı, hani tatlı?’ demeye başlıyor.

Kafamın içinde bu kez de tatlı için aşağı yukarı dolanmaya başladım. Şarabın yanında dondurma ikram edecek halim yoktu, sufle yapmak 40 dakika, krem brule çok meşakkatli, hem bir gece dolapta beklemeden tadı oturmuyor. Gündüz çektiğimiz anne usulü, yoğurtlu irmik tatlısı…. Dolapta duruyor, mu?? Koşarak gittim, evet duruyor. Normal dilimler dörde bölünüp her minik dilime de benim muhteşem kiraz reçelimden bir parça eşlik edince ortaya bir başyapıt çıktı.

 Önceden hazırlansam, yaptıklarım ne bu kadar güzel olurdu, ne yaratıcı, ne de ben kendimle bu kadar gurur duymaya hak görürdüm kendimde. Çok güzel bir menü oldu ve bu muhteşem şaraba çok güzel eşlik etti.

Kimi mi konuk ettim?  Siz tanımazsınız…

Bookmark and Share

9 Comments

  • Sevgili Ali Ronay’ın yemeklerini tatmayan varsa ne kacırdıklarını bılmıyorlar…… ozelıkle kızarmıs kabak cıcegı dolmasını :)

  • mmmmm…. cok keyifli bunlar. bence bu yazi serisinin sonunda bana da bir ucak bileti yollanmali ve kayra saraplari tum bu yazilari yazanlari bir sofrada en guzel saraplar esliginde agirlamali!? :) dahiyane bir fikir! katilanlar? katilmayanlar? oybirligiyle kabul edilmistir ;)
    ellerine saglik.

  • Füsun Gümeli’yi ve fotoğraflarını çok beğenir ve yakından takip ederim… Kendisi Türkiye’de yemek fotoğrafçılığında yeni bir dönem açmış ekol bir fotoğraf sanatçısıdır. O yüzden fotoğraflarını burada da görmek beni çok mutlu etti doğrusu… Zira ben birçok dergiyi onun fotoğrafları için takip ediyorum…Umarım daha fazla yerde kendisinin değerli çalışmalarını görme şansımız olur ve onu tanıyanlar artar… Özlem hanım, size de böyle bir yeteneği bizimle buluşturduğunuz için ayrıca teşekkürler :-)
    Son olarak, evet Meggy’nin dahiyane fikrine katılıyorum, ben de isterim Füsun Hanım’la tanışıp, sohbet etmeyi ve onu daha fazla tanımayı…
    Sevgiler…

  • Özlem Hanım, sizi bu proje için ayrıca tebrik ederim… Ellerinize sağlık… Yeni ve en az bu kadar güzel başka projelerinizden de haberdar olmak dileğiyle…

    Sevgiler…

  • Bu projeden ben de ilk günden beri çok keyif alıyorum, beğendiğinize çok sevindim. Facebook’tan Özlem on Style grubuna katılırsanız, tüm güzel projelerden haberdar olursunuz :)

  • ”Bir yemek fotoğrafçısının takipçisi olduğum için kendimi garip buluyordum, benden başkaları da varmış. Hoşuma gitti..” :) ))

    Başarılar,
    Sevgiler…

  • ”Bir yemek fotoğrafçısının takipçisi olduğum için kendimi garip buluyordum, benden başkaları da varmış. Hoşuma gitti..” :)

    Başarılar,
    Sevgiler…

  • Yorumları görünce çocuk gibi utandım, ama bir o kadar da sevindim :) Teşekkürler, sevgiler..

  • ben bir şey yapmadım ki, senin çalışmaların daha fazlasını hakkediyor inan :)

Leave a Reply