Tuesday, July 6th, 2010...10:54 am
SÜRDÜRÜLEBİLİR LÜKS…

İtiraf ediyorum bu yazıyı hazırlamak için rüşvet verdim; ama rüşvetim her türlü gazetecilik etiğine göre kabul edilebilir sınırlar içindeydi. Paris’te Saint Germain’de bulunan Laduree’lerin en güzelinde; efsane tatlısı Ispahan ile vanilyalı robois çayı. Krizden sonra, lüksün gündemine oturan sürdürülebilirlik konusunda; tüm dünyadaki en uzman kişilerinden Florian Gonzalez’le bir yıl önce Monako güneşi altında başlayan sohbetimiz nihayet gerçek bir habere dönüşebildi. Ancak çay davetini, yemeğe çevirme teklifim bile işe yaramadı ve Florian resim çektirmek istemedi.
Sorbonne mezunu bir hukukçu olmasına rağmen lüks konusunda MBA yaparak lüks dünyasına geçiş yapan Florian bu durumu; “Versay’da doğdum; şehir, bahçeleri ve saraylarıyla, kesinlikle lüks hayatı davet ediyordu; geleceğim doğduğum gün çizilmişti” diyor gülerek.
Bu açıklamadan sonra lüks nedir sorusunu sormam şart oluyor. “Bu soruyu hep bir tebessümle karşılıyorum çünkü cevabının sadece kişisel, yoruma açık ve değişken olduğuna inanıyorum. Ekonomik açıdan lüks, ihtiyaç dışı olan herhangi bir şey olabilir. Bu günlerde ise yeni lüks; zaman ve sağlık olarak görülüyor. Daha derin bir seviyede ise lüksü hislerle bağlantılı, keşfetme arzusu, sürprizle ve hatta lüks markanın oluşturduğu deneyimle ilgili olduğunu düşünüyorum. Restoranda, uçakta veya bir mağazada yaşanan profesyonel, sıcak ve zarif bir servisin, bir ürün almaktan daha çok lüksle ilgili olduğu kanısındayım. Ürünlerin, müthiş bir servisle beraber karşılanmadıkça, bir anlamının olmadığını düşünüyorum. Yaratıcılık, sanat ve tasarıma tutkuyla bağlıyım. Lüks ve moda genellikle kuru kelimeler”. Aynı dertten muzdarip iki hastanın dertleşmesi gibi, lüks kavramının son yıllarda ne kadar havada kaldığı konusunda ki sohbetimiz öyle uzun sürüyor ki; pek de sevimli olmayan garson bize ters ters bakınca mecbur kalıp bir tabak daha makaron ısmarlıyoruz.
Florian; sürdürülebilir lüks konusunda çalışmalara dünyada ilk başlayanlardan biri. Bu konuda onu dinlemek Einstein’dan matematik dersi almak gibi bir şey. “Aslında, lüks tarihi köklerine dönerse, ürünler daha dayanıklı tasarlanır ve zarar gördüklerinde onarılır ve yeni kullanıcılarına aktarılır. Hermes’in kreatif direktörü Pierre- Alexis Dumas’ın tanımı çok doğru. ‘Büyükbabam lüksün tamir edilebilen olduğunu söylerdi’ Sonuç olarak lüks ürünler, uzun yıllar etkisi altında olduğu ve hızlı modanın yarattığı pırıltılı, kolay elden çıkarılan yok oluş trendinden çıkıp yaşam döngüsü uzatılabilir. Burada şirketlerin takip etmesi gereken 3P kuralı var; people, planet, profit( insanlar, gezegen ve kar). Bunu dengeli yapabilirlerse dünya daha yaşanabilir bir yer olacak”
Konuyu biraz sektör dedikodularına getirme çabam Florian tarafından önce geri püskürtülüyor ama lüks dünya ve sürdürülebilirlik ile ilgili başarılı bazı isimleri ağzından almayı başarıyorum. Bu arada dikkatiniz çekebilirim gazetecilik yetilerim gün geçtikçe artıyor.
“Orta düzey lüks firmalara baktığımızda, gıda ve kozmetik şirketlerinin kıyafet, mücevher ve deri firmalarına göre sürdürebilinirliği daha hızlı benimsediklerini söyleyebilirim. Maalesef birçok firma yeşil olduklarını öne sürerken aslında ‘yeşile boyanmış’ olarak çalışıyor yani “mış gibi yapıyor”. İlgimi Ermenegildo Zegna veya Loro Piana gibi uzun dönemli stratejiler alan şirketler çekiyor. Pek bilinmeyen isimlerden bahsetmek istiyorum Patagonia, People Tree, John Hardy, Waleda Kozmetik’in başarılı çalışma modelleri var”.
Sürdürülebilirlik ‘cool’ gözüktüğünden beri bu işe soyunan ünlülerin sayısı artıyor; peki hangileri sana daha inandırıcı geliyor deyince çok eğlenceli bir arkadaş ancak çok ketum bir işadamı olarak Florian yüzünü buruştursa da cevap veriyor. “Samimi olanlarla sadece kendi imajlarına arttırmaya çalışanları ayırmak gerekiyor. Tasarımcı Philippe Starck , 11th Hour belgeselini hazırlayan Leonardo di Caprio, doğaya dost kozmetik markası kuran Gisele Bundchen’ı bir çok ünlü arasında ön sıradalar” .
Daha fazla makaron yiyemeyeceğimizi anlayınca, Laduree’den çıkıyoruz ancak iyi bir seçenek bulmak çok zor olmuyor. Cafe de Margots…. Artık işim daha kolay; pembe şampanyalarımızı ısmarlayınca cevaplar daha hızlı ilerliyor. Ben bunu daha önce niye akıl edemedim diye kendime kızıp, daha sonraki haber çalışmalarım için aklımın bir köşesine not ediyorum. Şampanyayla birlikte konumuz da yön değiştiriyor ve lüks dünyanın en önemli gündemlerinden birini konuşmaya başlıyoruz. Hzılı lüks mü yoksa yavaş lüks mü? Bu aynı Türkiye’deki “kahraman bakkal süpermarkete karşı” gibi içinden çıkılması zor bir konu.
Florian geçen sene Delhi’de Herald Tribune’nin moda edtörü Suzy Menkes ile yaptığı görüşmesinden bahsediyor. “Suzy, insanların yavaş yavaş hızlı moda olgusunun çevre, sosyal koşullar ve çalışanlara verdiği olumsuz etkileri anlamaya başladıklarını düşünüyordu. Ne yazık ki ben hızlı modanın güç kazandığını ve sürdürülebilirlik için yaptıklarını samimi bulmuyorum. Yavaş yemek konsepti, yavaş modayı satmaktan daha kolay oldu. Kıyafetlerimizi yemememiz, onların içindeki malzemelere, kalite ve sonuçlarına karşı daha az duyarlı olduğumuz anlamına gelebilir. Aynı nedenle kozmetik sektörü çok ilgi çekti çünkü insanlar yüzlerine sürdükleri ürünlerin yol açacağı sonuçlar hakkında endişeli. Paraben gibi bazı malzemelerin teşkil ettiği zararlar, tüketim trendlerinde değişime yol açtı.
Tüketici zor zamanlarda en ucuz ürünleri tercih ediyor, bu fiyatlara nasıl ulaşıldığını merak etmiyor… Hızlı modanın ne olduğu irdelenmeli: kolay atılan ürünler, kaynakların boşa kullanılması ve Asya’daki fabrikalardaki kötü sosyal koşullardan dolayı düşük fiyatlar. Ne yazık ki kısıtlı bir bütçeye sahip tüketici; onları direk olarak etkilemeyen uzak bir ülkede gerçekleşen olumsuz sonuçlar, ikinci plana atıyor. Lüks markaların sorumlu davranıp, sürdürülebilinir bir tüketim ve yaşam tarzını teşvik etme zamanları geldi.”
Cafe des Maggots’da den üç kadeh şampanyadan sonra çıkarken son sözümüzü söylüyoruz. Yavaş moda; seçmek, zevk almak ve alınan ürünlere iyi bakmak anlamına geliyor; yani daha sofistike bir müşteriden bahsediyoruz. Evet lüks sektörü zamanla daha sürdürülebilir olacak ancak burada tüketicilerin oynaması gereken bir rol var; hem de çok önemli bir rol.
NOT: Bu yazı Harper’s Bazaar dergisinin Temmuz sayısında yayınlanmıştır.


![orchid3L2404_800x534[1]](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/07/orchid3L2404_800x5341.jpg)

![sustainable_style[1]](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/07/sustainable_style1.jpg)
Leave a Reply