Tuesday, July 13th, 2010...11:44 pm
MÜNİH’İ EN YAŞANABİLİR ŞEHİR KILAN NEDİR…

Monocle dergisi bu yıl ikinci defa Münih’i dünyanın en yaşanabilir şehirlerin listesinin en başına oturttu. Tüm dünyada oldukça tartışılan bu birincilik için Münih’i en azından 5-6 kere ziyaret etmiş biri olarak; nasıl yani diyorum. Tamam eli yüzü düzgün ve temiz bir şehir; Allianz Arena futboldan anlamayan biri için bile muhteşem bir stad, BMW’nin müzesi bir tasarım harikası, Ocotober Fest hayatta bir kere görülmesi eğlenceli bir karnaval, yemyeşil bahçeleri insan büyük şehirde yaşadığını unutturuyor ama… Bizim gibi Akdenizliler için pek anlaşılır gözükmüyor Münih’in dünyanın en yaşanılır şehir olması.
Eğer bu jüride olsaydım oyumu Münih’e vermem için tek bir sebebim olabilirdi. Dallmayr. Geçmişi 300 yılı aşan bu gurme cenneti Münih’i yaşanabilir kılan en önemli sebeplerden biri. 1700’lerin başında bir manav dükkanı olarak başlayan ve 1800’lerde Alois Dallmayr’ın başa geçmesiyle gittikçe büyüyen şirket Bavyera Krallığı başta olmak üzere yaklaşık 14 Avrupa Hanedanı’na hizmet vermiş. Hali hazırda füme somonların eski Rus Çarları’nın özel tarifine sadık kalınarak hazırlanıyor olmadı “mavi kan” durumunu yeterince özetliyor sanırım.
Günün her saatinde dolu olan Dallmayr için gurmelerin Kabe’si demek sanırım yerinde bir benzetme olur; özellikle Christmas zamanında. Muhteşem hediye paketleri, yeni çekilmiş kahvenin kokusu, şampanyalı trüflerin ağızda dağılan tadı…
Dallmayr’ın tüm dünyada adının bilinmesini sağlayan ürün ise kahvesi. 1930’ların ekonomik krizi sırasında sadece gurme ürünlerle ayakta durmayı başaramayınca kendine yeni bir iş kolu seçer ve kahve tüccarı Konrad Werner Wille; Dallmayr’a özel bir kahve departmanı kurmakla görevlendiririr. Sonuç beklenenin ötesinde geçer bir imparatorlu kurulur. Bu arada Dallmayr’dan alacağınız tüm kahvelerin mağazada çekildiğinden emin olabilirsiniz. Kahve içmeyen biri olarak ise Vanilyalı yada Şeftali Robois çayını tek geçerim. Tüm çaylar Dallmayr’ın özel uzmanları tarafından harmanlanıyor ve içince çay ne demek anlıyorsunuz.
Tahmin edileceği gibi Dallmayr’ın bu başarısında Almanların kılı kırk yaran disiplinlerinin rolü inkar edilemez. Hayvanların beslenmesinden, yedikleri yemeğe, kesilmesinden buzdolabından korunmasına kadar süreçlerin hepsinin belirlenmiş standartları var. Diğer taraftan küçük işletmeleri korumak içinde ellerinden geleni yapıyorlar. 15 fırın her sabah ihtisaslaştığı sadece 2-3 çeşit ekmeği mağazaya ulaştırıyor. Bu fırınların bazıları 3 kuşaktır sadece Dallmayr için çalışıyor.
Üst katta ise 2 Michelin yıldızlı restaurantı gerçek bir lezzet deneyimi sunuyor. Kuşkonmaz tutkunlarının mevsiminde, sadece kuşkonmazlı yemekleri yemek için geldikleri bir sır değil. Favorim ise kuşkonmazlı risotto. Sadece 40 müşteriye hizmet veren bu restaurantda önceden yer ayırtmazsanız; merdivenlerde oturup ağlamak içten bile değil.






6 Comments
July 14th, 2010 at 9:28 pm
Özlemmmm,
Geçen Cuma Münih’te çalışmak üzere is teklifi aldımmm. Memo’yu nasıl ikna edicem ben yardımmmm.
July 15th, 2010 at 9:34 am
nasıl yani ???
))
İlk olarak Tyler Brule’nin dünyanın en cool adamlarından biri olduğunu anlat sonra önüne Tyler’ın çıkardığı Monocle’ı koy ve bak cool adamın dergisine göre Münih dünyanın en yaşanabilir şehriymiş hayatım de. Bu da olmazsa al Dallmayr’a götür beni bildiğim Mehmet yemeğe ve keyfine düşkündür bu geziden sonra hayır demeyecektir
Arayacağım hemen seni çok merak ettim bu işi
July 15th, 2010 at 11:41 am
ozlemcim evet munih’i birinci sıraya oturtmuslar ama sanirim daha cok monocle yasam standartlari acisindan bir degerlendirme yapmis.. ekolojik duyarlılık, yasam kalitesindeki yukseklik, sosyal guvenlik gibi kriterler ele alınıyor. munih 1. kopenhag 2. sırada (ki haftaya oradayim bakip bizzat gozlemleyecegim bu muhtesem asri medeniyetler seviyesini:)) dergi istanbulu da islemis ama soyle diyor kısaca: medeni sehirleri dizdik arka arkaya simdi geldi sira az gelismis renkli versiyonlara… Beyrut sonra Istanbul vs.. kaotik, renkli ve heyecanlı guzel İstanbulu’um diye sevinsek mi bu gruba girdigimiz icin aglasak mi? ben bilemedim, sen?:)
July 15th, 2010 at 12:35 pm
Tuba yaşasın sen Kopenhag’a git resimler çek ve blogum için tasarım ve gezi karışımı bir yazı yaz. Çok ciddiyim döner dönmez bekliyorum ona gör gez varsay ki eski zamanlarda dergin için bir yazı hazırlayacaksın.
Sevinmek üzülmek olayını bilemiyorum bazen şükürler olsun ki İstanbul’dayım diyorum bazen yaşanmaz bu şehirde nefes alamıyorum artık diyorum. Sanırım hepimizin ki love & hate ilişkisi
July 15th, 2010 at 6:30 pm
Ozlem harika fikir, neden olmasın?
umarim istedigim kadar gezebilirim cunku tek basina degilim maalesef… but i’ll try my best for you.
July 16th, 2010 at 8:26 am
Bende bikac kez Munih’e gitmeme ragmen bu sehri hic begendigimi soyleyemem (cok kapali puslu bir hava),fakat bu gurme mekani bayag ilgimi cekti simdiye kadar bana bundan kimse bahsetmemisti,cok tesekkurler…
yazin bayag istah acici olmus her bakimdan
Leave a Reply