Friday, July 16th, 2010...2:58 pm
LÜKS FAHİŞELER DÖNEMİ BİTTİ…
Sevgili Hermes,
Belki itirafım sana komik ve anlamsız gelecek ama cesaretimi toplamışken hemen söylemeliyim; seni seviyorum… Hayır hayır seni Birkin’lerin Kelly bag’lerin herkesin aklını daha başına takmadan, başından alan ipek eşarpların için değil; seni sen olduğum için seviyorum. Yarattıklarını değil Hermes; seni seviyorum, onları sevme sebebim sadece senin bir parçan olmaları. Sanırım sen sana olan tutkumu uzun zamandır biliyordun, zaten bunu her yerde alenen söylüyordun ama bu itiraf için yeni tasarımcın Christophe Lemaire’in New York Magazine’de geçen hafta yayınlanan röportajını okumam ve sonra bir kez daha, bir kez daha okumam gerekti. Sonra kendi kendime dedim ki; eğer o bunları söyleyebiliyorsa ben de aşkımı itiraf edebilirim.
Christophe’nin röportajından başlamak istiyorum sana olan sevgimi anlatmaya…
Her yaptıklarıyla gündemde kalmak için, neresi gerekiyorsa orasını açan tasarımcılar yerine; tüm zamanların en bilinen ama en sıkıcı markalarından biri olan Lacoste’u yeniden dirilten ve bunu yaparken de ben bir Tanrı’yım hem de Olimpos dağında oturanlardan biriyim, havası basmayan Christophe Lemaire’i tasarımcı olarak işe aldığın için seni seviyorum.
“Gardropların her altı ayda bir değişmesi gerekitğine inanmıyorum bu “bullshit” dediği için Christophe Lemaire’i seviyorum. Ve seni; moda ile stili birbirinden ayıracak kadar bilinçli ve nerede duracağını bilecek kadar tutarlı bir tasarımcıyla çalıştığın için seviyorum.
Christophe Lemaire’in söylediği “high fashion yakın zamana kadar kadınları lüks birer fahişe gibi gösteriyordu. Artık bu dönem kapandı; daha özgün bir stilin zamanı şimdi ” lafının altına sayfalarca imzamı atmak istiyorum. Ve seni; tasarımcına bunu söyleme cesareti ve özgürlüğü verdiğin için daha çok seviyorum.
Seni 173 yaşında olmana rağmen stilini koruduğun için seviyorum.
Bu markayı yaratırken başlangıç noktanın koşum ve eyer takımları olduğunu unutmadığın için ve buna atfen logonda bulunan at arabasının yanısıra; reklamlarında tekrar tekrar kullandığın at figürü için seviyorum.
Pierre-Alexis Dumas’ın ‘Büyükbabam lüksün tamir edilebilinen olduğunu söylerdi’ lafını ilke edinip nesilden nesile gururla geçirilen ürünler yarattığın için seviyorum.
“Hérmes lüks işinde değildir hayal işindedir. Varlık sebebi keyiflendirmek ve süpriz yapmaktır” diyen bir adamı yani Christian Blanckaert’ı CEO yaptığın için seviyorum.
Zerafetin, klasikliğin, sadeliğin ve kalitenin simgesi olarak; herşeyi tüketmek üstüne kurulan bu dünyanın içinde ama ona başkaldırarak başarılı olduğun için seviyorum.
Vogue’un 1974 yılında dediği gibi “Ürün satın alınan değil, yatırım yapılan bir butik olduğun için seviyorum.
Ekonomik kriz öncesi sadece ünlülerle partileyerek; ucuz kumaşlarla ürettikleri berbat tasarımlarını lüks diye satmayı başaran sözde tasarımcılar; kriz boyunca zarar üzerine zarar açıklarken, senin satışlarını %10’dan fazla arttırarak “Ağustos Böceği ile Karınca” masalını bir kez daha doğruladığın için seviyorum.
Ulaşılabilir lüks diye bir kazanç kapısı yaratan sahte lüks baronlarının foyasını ortaya çıkardığın ve gerçek lüks kavramına sahip çıktığın için seviyorum.
İstisnasız bütün ürünlerini aynı derecede sevip onlar arasında bir ayırım yapmadığın ve hepsini kahverengi kurdeleli turuncu kutularda sattığın için seviyorum.
Türklerle Fransızların arasının pek de hoş olmadığını bildiğin halde Faubourg St.Honoré ‘da bulunan efsanevi mağazanın vitrinini hem de Noel gibi çok önemli bir dönemde risk alarak İznik çinileriyle donattığın için seviyorum.
Sevgili Hermes,
Sana olan tüm aşkıma rağmen; bazen mühendis tarafım ağır basıyor, duygularımı geri plana atıyorum. İşte o zaman senin Türkiye’de ki iletişim stratejin, mağaza vitrinlerin, satış ekibin ne yazık ki beni hayaller dünyasından çekip alıyor. Gene de sorun değil diyorum kendi kendime, sorun değil; çünkü seni, böyle günlük ve lokal olayların çok ötesinde seviyorum.
Aşkımla,
Özlem
![hermes_paris_logo[1]](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/07/hermes_paris_logo1.jpg)
![20070528.WWW000001085_7072_1[1]](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/07/20070528.WWW000001085_7072_11.jpg)
![grace-kelly-with-hermes-bag1[1]](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/07/grace-kelly-with-hermes-bag11.jpg)



![hermescampaign5[1]](http://www.ozlemgusar.com/wp-content/uploads/2010/07/hermescampaign51.jpg)

6 Comments
July 16th, 2010 at 3:17 pm
Özlem Hn
Ben de yazılarınızı yıllarca birikimin ürünü oldukları, “vay be” dedirttikleri, gülümsettikleri ve keyif verdikleri için seviyorum…
Ve Blanckaert’ın sözünü size ithaf etmek geliyor içinden…
July 16th, 2010 at 3:24 pm
Anna yaşasın; bunu çok sevdim tercümesi şöyle oluyor galiba
Özlem lüks işinde değildir, hayal işindedir. Varlık sebebi keyiflendirmek ve süpriz yapmaktır
Harika bayıldım hep kullanacağım bundan sonra
July 16th, 2010 at 4:28 pm
Aynen öyle:) … Yazcaktm bende de daha gzmli olsn siz çözün dedim:):)
July 16th, 2010 at 5:08 pm
bilgilendirmenin bu kadar keyifli, taşlamanın bu kadar ince yapıldığı nadir okuduğum yazılardan biri..Ellerine aklına sağlık!
July 16th, 2010 at 6:03 pm
Çok sevindim beğendiğine Pelincim çoook
July 21st, 2010 at 1:57 pm
Özlem Hanım,
Hayatta herşeyin nezaket ve büyük bir asalet ile yapılabileceğini bir kez daha gözler önüne, seriyorsunuz. Zaten Hermes’e aşık olan bir kadından da başka bir tavır beklenemez.
“Bana markanı söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” denebileceğini bana hissettirdiniz.
Ayrıca Paris’teki İznik Çinili vitrinleri görünce ben de çok etkilenmiş, etkilenmenin ötesinde duygulanmıştım.
Güzel yazılarınızın devamını diliyorum ve evetttt ben de Hermes’i deli gibi seviyorummm…
Leave a Reply